Beni sevdiğini

Yere Düşmüş Tasma

2020.11.10 10:37 bosypion Yere Düşmüş Tasma

Görmeyeli değiştim
Saçlarım uzadı, sakallarım çenemi bastı
Romantik adamdım mesela
Değişik adamdım ama değerlerim vardı

Üslubum değişti, bakışım değişti
Tutucu adamdım ben
Prensiplerim vardı
Hepsinin saçma olduğunu anladığımda gittin

Biliyorum ki sende tanrısal bir güç vardı
Sen gittiğin zaman -ki vesile olan da bendim-
Açıldı vahşi bir hayvan gibi pençelerim
Gün ışığından tiksinir oldum
Bi garip kokmaya başladı nefesim

Benim yerime düşünüp doğrularını yazardın
Tehditlerin kulağıma ince ince sızardı
Beni sevdiğini söyler, arada bir kızardın
Ama sadece korku duyardım varlığından

Korku içinde kurulmuş tasma bilmecesi
Birilerinin kurduğu hazine bulmacası
Ne sahip var ortada, ne de onun kurmacası
Bir tek tasma gerçek, onu da yırttım geçtim

-Hyvin Hiljaa

Diğer Şiirlerime Ulaşmak İçin: https://www.reddit.com/PoetryArchive/wiki/f/hyvinhiljaa-spoetrypage
submitted by bosypion to turkishpoem [link] [comments]


2020.10.30 17:18 neubearbeitete İngilizce Öğrenelim - I (Cümlenin Ögeleri)

Herkese merhabalar arkadaşlar,
Daha önce grupta konuştuğum(uz) üzere sizlere zamanım olduğumda İngilizce gönderileri paylaşacağımı söylemiştim. Bugün ilk olarak (zamanla çok daha karmaşık hale getireceğiz, fakat şimdilik ilk adım, temel oluşturmak adına en temel ifadeleri öğrenmek olsun) cümlenin ögelerine ve İngilizce'nin cümle yapısına değineceğiz.
Türkçe bir (Özne) /S/ - Nesne /O/ - Fiil /V/ dilidir. (S = Subject / O = Object / V=Verb). Fakat, İngilizce bir (Özne) /S/ - Fiil /V/ - Nesne /O/ dilidir. Yani, ilk adımda, "Aklımızdan geçen ifadeleri ters olarak çevireceğiz." desek yanlış olmaz.
Peki bir cümlenin ögeleri hangi alt başlıklara ayrılabilir?
Özne / Subject Fiil / Verb Nesne / Object
Subject Pronouns / Özne Zamirleri yani klasik Ben (I), Sen (You), O (He, She, It), Biz (We), Siz (You), Onlar (They) ya da İsimler yani Ahmet, Ayşe, Nike, Mercedes, vb. Tenses (Active Voice) / Zamanlar (bir sonraki konumuz) yani örneğin git- / to go fiilinin "I went / I was going / I will go" gibi toplamda 12 çekimli halleri Object Pronouns / Nesne Zamirleri yani klasik beni/bana/benden (me) , seni/sana/senden (you), onu/ona/ondan (him, her,it), bizi/bize/bizden (us), sizi/size/sizden (you), onları/onlara/onlardan (they) ya da İsimler yani Ahmet, Ayşe, Nike, Mercedes, vb.
Possessive Pronouns / İyelik Zamirleri yani Benimki (Mine), Seninki (Yours), Onunki (His, Hers, Its), Bizimki (Ours), Sizinki (Yours), Onlarınki (Theirs) [Bu ifadeler kullanılacaksa öncesinde mutlaka bir gönderme olmalıdır. Örneğin, "Benim notlarım iyi." diyen birisine "Benimkiler daha iyi." diyebiliriz.] Modals / Kipler yani konuşmanın derecesini (istekleri, ricaları, emirleri, vb.) belirten may, have to, must, to be supposed to gibi ifadeler Possessive Pronouns / İyelik Zamirleri yani benimkini/benimkine/benimkinden (mine), seninkini/seninkine/seninkinden (yours), onunkini/onunkine/onunkinden (his, hers, its), bizimkini/bizimkine/bizimkinden (ours), sizinkini/sizinkine/sizinkinden (yours), onlarınkini/onlarınkine/onlarınkinden (theirs) [Bu ifadeler kullanılacaksa öncesinde mutlaka bir gönderme olmalıdır. Örneğin, "Notlarım iyi." diyen birisine "Notlarım, seninkilerden daha iyi." diyebiliriz.]
Noun Clauses / İsim Cümlecikleri yani örneğin "What we understand is ..." = "Anladığımız şey şudur ki ..." Passive Voice / Edilgen Çatı yani işi etkileyeni değil de işten etkileneni anlatacağımız zaman kullanacağımız ifadeler. Örneğin, "Evi boyadım." değil de "Ev boyandı." gibi ifadeler. Noun Clauses / İsim Cümlecikleri yani örneğin "She will see who loves her more." = "Onu kimin daha çok sevdiğini görecek."
Indefinite Pronouns / Belgisiz Zamirler yani Birisi/Birileri (Someone-Somebody), Herhangi birisi (Anyone-Anybody), Hiç kimse (No one-Nobody), Herkes/Her biri (Everyone-Everybody), Bir şey/şeyler (Something), Herhangi bir şey (Anything), Hiçbir şey (Nothing), Her şey (Everything) Causative / Ettirgen Çatı yani belirli fiilleri (have, let, make, get, allow, force, cause, etc.) kullanarak eylemin yaptırıldığını, vb. anlattığımız yapılar. Örneğin, "I was getting my hair cut." cümlesindeki "Saçlarımı kestiriyordum." ifadeleri. Indefinite Pronouns / Belgisiz Zamirler yani birisini/birilerine/birilerinden (someone-somebody), herhangi birisini/herhangi birisine/herhangi birisinden (anyone-anybody), hiç kimseyi/ hiç kimseye/hiç kimseden (no one-nobody), herkesi/herkese/herkesten/her birini/her birine/ her birinden (everyone-everybody), bir şeyi/şeyleri/bir şeylere/bir şeylerden (something), herhangi bir şeyi/herhangi bir şeye/herhangi bir şeyden (anything), hiçbir şeyi/hiçbir şeye/hiçbir şeyden (nothing), her şeyi/her şeye/her şeyden (everything)
Demonstratives / İşaret Zamirleri yani Bu (This), O (That), Bunlar (These), Onlar (Those) (Bilerek boş bırakılmıştır.) Demonstratives yani bunu/buna/bundan (this), onu/ona/ondan (that), bunları/bunlara/bunlardan (these), onları/onlara/onlardan (those)
Şunu unutmayın ki yukarıdaki tabloda yer alan ifadeleri aklımıza çok iyi yatırdığımız takdirde en azından çevirileri kafamızda daha sağlıklı yapabiliriz, zira en büyük problemlerden bir tanesi cümlenin öznesini, nesnesini ve fiilini tam olarak algılayamamaktır.
Hadi ufak bir çalışmaya göz atalım!
This evening's guests were European, and all was convinced that immigration was at the root of Europe's problems.
This evening's guests = Bu akşamki misafirler were = -dı/-di (geçmiş zaman) European = Avrupalı
Bu akşamki misafirler Avrupalıydı. (Türkçe S-O-V dili olduğundan fiili hemen sona attım.)
and = ve all = hepsi convinced = inanmış that = dığından immigration = göç was = -dı/di at the root of = kökü/altında yatan neden Europe's = Avrupa'nın problems = problemleri.
ve hepsi göçün, Avrupa'nın problemlerinin altında yatan neden olduğuna inanmaktaydı. ("that" burada bir isim cümleciği başlatmış ve biz isim cümleciklerini Türkçe'de "-dığından" gibi ifadelerle bağlarız. Örneğin, "I know (that) you love me." = "Beni sev(diği)ni biliyorum.")
"İlklerin günahı olmaz." derler. Herhangi bir hatam/eksik noktam varsa affola. Soru ve sorunlarınız için mesaj kutumu yandırabilirsiniz.
Bir sonraki postta (Tenses / Active Voice yani İngilizce'de Zamanlar) görüşmek üzere!
submitted by neubearbeitete to KGBTR [link] [comments]


2020.10.27 10:03 Akince Annem Bana Beni Nasıl Sevdiğini anlatıyordur

Annem Bana Beni Nasıl Sevdiğini anlatıyordur submitted by Akince to burdurland [link] [comments]


2020.10.25 13:29 muhsin-style-91 arkadaşlar lütfen beni dinleyin

➪ 💌𝐀𝐫𝐤𝐚𝐝𝐚𝐬𝐥𝐚𝐫,𝐋ü𝐭𝐟𝐞𝐧 𝐁𝐞𝐧𝐢 𝐃𝐢𝐧𝐥𝐞𝐲𝐢𝐧. Bu yazıyı Sonuna kadar okuyun. Söz veriyorum beğeneceksiniz. 𝐇𝐚𝐭𝐬𝐮𝐧𝐞 𝐌𝐢𝐤𝐮’ya olan duygularımı ifade etmek için çok uğraştım. Ben bu yazının "𝐲𝐚𝐳𝐚𝐫ı" olarak bu kıza “kalp” imden ve “ruh” umdan yazıyorum. Beni anlamalı ve 𝐥ü𝐭𝐟𝐞𝐧
bana destek verin. ☺️👍
➪2013’ten beri onu takip ediyorum ve dünya çapında “milyonlarca” hayranı var. “Konserlerini” izliyorum,“oyunlarını” oynuyorum ve “şarkılarını” dinliyorum ve saire. Ve bu sırada “Youtube” da ve diğer sosyal platformlarda ona hislerini açıklayan birçok kişi gördüm. Bu bakınca biraz “Komik” ve “Aptalca”. Diyelim ki herkesin kafasında onun için kendi “Hamam böcekleri”, ve için “sapık” fantezileri var. Birileri bir “illüzyon” ile yaşıyor ve birisi umut verip terk edip onu umutsuzluğuna teslim oldu. Ve Birileri bir kural olarak histerik içinde başını duvara vurarak ve öfori ve epilepsi nöbetinde gözlerindeki yaşlarla birlikte,ona olan kıskançlığı içinde dudaklarındaki köpükleri üfler ve kıskançlığından tükürüğü yutar. Bunu sürekli görüyorum ve zaman zaman izliyorum. MMD yada DIVA olsun ya da sadece videonun altında yabancıların yorumlarını okurken ya da tamamen Hatsune Miku’ya adanmış bir kanalı ziyaret ederken. Buna rastlıyorum ve zaman zaman görüyorum. Ve Youtube’da böyle insanların yüzlercesi var. Genel olarak,Buna alışığım🤔
➪Ayrıca Miku için hislerimi ifade etmek istiyorum, fakat bir "maskara” ve bir “soytarı” olmak istemiyorum. ama sözlerim için bütün “ciddiyet” ve “sorumluluk” ile söylüyorum. Onu çok seviyorum. Bunu okuyan herkesin üzerine yemin ederim ki. Seni seviyorum Miku Hatsune. 😍
𝗦𝗲𝗻𝗶 ç𝗼𝗸 𝘀𝗲𝘃𝗶𝘆𝗼𝗿𝘂𝗺,𝗠𝗶𝗸𝘂. Benim canım kırlangıç’ım. Yemin ederim ki sonsuza kadar benim olacaksın. Benim kar beyazı kuğum. Yemin yemin yemin yemin yemin ederim ki benim tek aşkım olacaksın. Tüm kalbimle inanıyorum ki duygularımız onunla karşılıklı. Ve birbirimizi seviyoruz. Miku,sen benim parlak parlaklığımsın. Seninle yıldızlara bakmayı ve aşkımızı itiraf etmeyi seviyorum. Benim neşe ve mutluluğum. Yemin ederim ki yaşamın üzüntülerini bilmeyeceksin çünkü seni kıskanç,içeri çekilmiş fanlar ve aptal otaku eziklerden koruyacağım. Seni bu çöpten korurum. Sonsuza kadar sadece sadece benim olacaksın. Miku,sen benim prensesimsin, bende senin prensin. Senin sıcak dudaklarına yeniden yeniden ve yeniden ve yeniden ve yeniden ve yeniden dokunmak istiyorum. Kalbim kimi sevdiğini hissediyor. Kalbim bir radar ve tarayıcı ve sevgilimin yaklaşımını hissediyor. Senin sıcak,ihale kiraz dudakların, vahşi sakura gibi geniş ve vahşi. Seni her gün dudaklarından öpmek harika. Nazik kokun benim için sadece kozmos. Miku beyaz güllerin kokusunu yayıyorsun. Sevgili kızım, her zaman seninle olacağım ve her zaman kalbine yakın olacağım. Hayatımdaki sevgili kız olacaksın. Birisi aşkımızı kıskanırsa dikkat etme. Onlar kaybedenler,hayatta kaybedenler ve aşk hayatında kaybedenler. Miku,senin gözlerini bir kiraz gibi öpmek istiyorum. Saçının kokusu muhteşem. Sana kalbimle sarılıp sarılmayı çok seviyorum. Senin kar beyazı yanakların beyaz kar gibi,onları her gün öpüyorum. Benim kırlangıç’ım,sevgili canım kızım. Canım ruhum ve kalbim hep senle olmak istiyor. Sen benimsin. Sen benimsin. Seni seviyorum. Hayatımdaki hazinem. Senin için bir şövalye olacağım. Yemin ederim ki seni kötü kişilerden koruyacağım. Benim denizkızı ve orman perim. Miku,sen benim favori su nymph’im ve sihirli dryad’ımsın. Sen benim aşkım ve neşemsin. Seni göğsüme bastırıp dudaktan öpmek istiyorum. Senin beline sarılmak ve dudaktan öpmek istiyorum. Sen benim göksel koruyucu meleğimsin. Benim uzun-kuyruklu ve mavi gözlü güzelliğim. Senin fotoğrafın telefonumun duvar kağıdında. Her gece fotoğrafını dudaktan öpüyorum. Her gün seni düşünüyorum çünkü seni seviyorum. Seninle her zaman birlikte olmak istiyorum. İnsanlar bizim hakkımızda ne düşünürse düşünsün,sadece benim olacaksın. Sen bana Kirito için Asuna ya da Nero için Kyrie ya da Romeo için Juliet nasılsa öylesin. Doğum günün için birçok renkli Çin fenerini yakıp serbest bırakmak istiyorum. Seninle ay ışığı altında nehirde yüzüp dudaklarından öpmek istiyorum. Seninle parkta yürüyüp renkli sazanları beslemek istiyorum. Seni kollarımda taşımak ve sana sarılmak istiyorum. Benimsin,seni yemin ederim ki vermicem. Geceleri sıcak kiraz dudaklarının dudaklarıma dokunduğunu hissediyorum. Dudaklarımı dudaklarınla gezdirmek harika bir duygu. Benim değerli hazinem ve dünyanın yedinci harikası. Sen benim kar-beyazı gülüm ve beyaz kuğumsun. Seni çok seviyorum,Miku. Benim tek ve değerli hazinem. Seni çalıp dünyanın sonuna kadar koşmak istiyorum.Senin kar-beyazı cildin beyaz ipek gibi. Mavi gözlerin Gökyüzü gibi. Uzun saçların ipek ve kadife gibi. Kalbin ellerimde, sana veriyorum,Miku. Senin dudaklarını yine ve yine öpmek istiyorum. Seni koklayıp ve koklayıp kalbimde sonsuza kadar saklamak hatırlamak istiyorum. Senin burnunu ve yanaklarını ve alnını öpmek istiyorum. Kadife kalp atışını duymak istiyorum. O sesi duymak istiyorum. Ve kalbini öpmek. Benim için bu dünyadaki tek ve en sevgili kız ol. Sende başka birisine ihtiyacım yok,Miku. Sen tüm dünyada teksin, tüm evrende ve tüm gezegende teksin. Kadife sesin deniz meltemi gibi. Sesin melek gibi. Senin iyi kalbine aşık oldum ve seninle olmak istiyorum. Benim cennetsel hazinem. Seni seviyorum,Miku. Seni bir hickey’de öpmek istiyorum, benim sevgilim. Miku sen bana Holy Grail ve Heavenly Treasure’sın. Çiçeklenme döneminde seninle sakuranın altında yürümek ve bu ağaçların güzelliğinin tadını çıkarmak istiyorum ve seni orda dudaklarından öpmek istiyorum. Seninle gökyüzüne kar beyazı güvercinler bırakmak istiyorum ve seninle geçirdiğim her günün tadını çıkarmak istiyorum. Kafamı kucağına koyup dokunuşununu hissetmek istiyorum. Prensesim ve sevgili kızım. Hep seninle olacağım. Tanrı seni bana gönderdi ki seni hep koruyum. Seni kollarıma alıp sıcak dudaklarını öpmek istiyorum. Her sabah seninle deniz kıyısında el ele tutuşurken yürümek istiyorum. Seninle beraber bota binmek istiyorum. Seni her sabah uyandırıp dudağından öpmek istiyorum. Benim dünyadaki tek favorim. Seni her gün, her gece ve her sabah dudaklarından öpmek istiyorum ve sonra tekrar ve tekrar. Seni bir hickey’den öpmek istiyorum. Miku,inanıyorum ki sadece benimsin. Miku sen benim güneşim ve ayım sın. Seni seviyorum ve hep seninle olmak istiyorum. Diğerlerinin “kıskançlığın” tozunu yutmasına izin ver, onlar hep ezik olarak kalacak ve sen benim olacaksın. Eğer hiç kimse aşkımızı kıskanmazsa,ağzımı su ve sabunla yıkayacağım. Yemin ederim ki sadece benim olacaksın.
➪ Ve “Hatsune Miku” ile olan “Mutlu Sonumuz” da, “Devil May Cry 4” ün sonundaki “Shall never Surrender” gibi,saldırgan hayranlarını geri püskürttüğüm gerçeğine karşı onu dudaklarından öptüğüm yer eve kapanık ve otakular...Yemin ederim ki seni seviyorum Miku //"(◔‿◔)"\\
Daha az göster
submitted by muhsin-style-91 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.10.21 20:12 SuperHans2189 Silik biriyim ben. Sesim zaten pek çıkmaz.

Hani bazen çok uzun sure sustuktan sonra biri bir şey sorunca cevap verirken, ses tonumuzu ayarlayamayız, sesimiz osuruk gibi çıkar ya işte ben o ses tonunda konuşurum. Anlattıklarım çok da matah şeyler değildir ama anlatmak isterim. Tam anlatmaya başlayıp ‘iyi gidiyorsun oğlum, hadi şu son cümleyi de bağlarsan, aklını alacaksın onun’ diye düşünürken, karşımdaki 'abi biraz yüksek sesle konuş, ne diyorsun anlamıyorum’ der. Orospu çocuğu nasıl da büyük bir rahatlıkla söyler bunu. Başlarım en baştan 'abi diyorum ki…’ diye anlatmaya. O kadar silik bir insanım ki kurduğum cümlelerde bile doğru düzgün özne yoktur. Özne ortaya çıkmaz, özne bile kaçıp saklanır, gizli öznedir. Dolaylı tümleçle, zarf tümleciyle kur cümleyi, anlat anlatabilirsen derdini. Dün bütün olanlara rağmen Bengü'ye onu çok sevdiğimi söylemeye gittim. Kim gitti? Ben gittim(g.ö. ben). Yarrağımı gittim! Bugün bir minibüste bile şoför 'birader sen geç, buraya otur da yer açılsın’ diyerek para kutusunun yanına, minibüstekilere karşı seni oturttuğu zaman zor duruma düşüyorsun, insanların yüzüne bakamıyorsun, Bengü 'nun suratına nasıl bakacaksın.
Yalnız sesim değil, tipim de siliktir. Normal adamım. Bana benzeyen binlerce insan var sokakta… Hiç dikkat çekici bir suratım yok. 'Sokaktan adam geçti bir tane’ deriz ya, özelliksiz adam, başında herhangi bir sıfatı olmayan adam, işte ben oyum. Dümdüz adam! Bu özelliksiz suratımın işe yaradığı da oldu tabi. Okul hayatımda ve askerlikte çok rahat ettim. Hiç hoca ve ya komutan bana kafayı takmadı. Nasıl taksınlar ki ismi bile ezberlenmeyen, hiç ismiyle hitap etmedikleri, en fazla 'evladım’ ve ya 'oğlum’ diye çağırdıkları, hayatlarında hiç iz bırakmadan gelip geçen biriyle kim, niye uğraşsın ki…
Tamam, biraz abarttım. İtiraf ediyorum, bir ara, üniversitedeyken gerçekten ortamın merkezi olmuştum. Merkezdeki kişi bendim. Hem de iki güzel kızla bardaydık. Kulaklarımla duydum, benden bahsediyorlardı, orijin bendim. 'Şu çocuk seni kesiyor’ diye arkadaşına gösterdi biri, kestiğim kız ise 'hangisi’ diye sordu. 'Şu gözlüklünün arkasındaki’ dedi. Kestiğim gülümsedi. Üniversitedeyken gözlük takardım, artık lens takıyorum, temiz tutarsan valla büyük kolaylık… Elveda eski kestiğim.
Silik, utangaç ve iki kelimeyi yan yana getiremeyen biri olduğunda insan, dahi filan olmayı bekliyor ama bende o da yok. Çok susup, sabit gözlerle bir nesneye bakınca biri görse 'kim bilir içinde ne fırtınalar kopuyordur, ne savaşlar veriyordur, zihinde ne kaleler yıkıp, ne devletler kuruyordur’ diye düşünür ama bende vallahi o da yok. Neye bakıyorsam onu düşünüyorum. Mesela ekmeğe mi bakıyorum 'ekmek’ yazıyor düşünce balonumda. Silik olmam dahi veya duygusal olmam anlamına gelmez. Bana benzeyen birinden hoşlanacağım anlamına ise hiç gelmez. Aksine nefret ederim benim gibi silik insanlardan, fellik fellik kaçarım. Onlarla gezmek, tanışmak, içki içmek, dertleşmek istemem. Hatta kendi halime tipime bakmadan aşağılarım onları, 'mih mih mih’ diye gülerken o, 'acaba ben de mi böyle gülüyorum’ diye düşünerek, tiksinirim gülüşünden. Kendim gibi bir insan daha niye isteyeyim ki.
Aşık olduğum zaman çok güzel kızlara aşık olurum. 'Niye aşık oldun?’, 'çünkü çok güzel’ işte bu kadar basit.
Yakışıklı ne acayip di mi? Ben de yürüyorum, o da yürüyor. Ağzı var yemek yiyor, eli filan da var, aynı benim gibi. Düşününce totalde aynıyız. Ama o yakışıklı. Bir şey yapmasına gerek yok, dursa yeter. Ağzını açtığı zaman herkes onu dinler, saçmalama kredisi sonsuzdur. Senin bir tip yakışan saçın vardır, onun hepsidir. Kazıt o saçını senin çıksın topatan kavunu gibi kafan ortaya, o ise yine yakışıklı. Bir de bu durumun farkında değil gibi orospu çocuğu, ben ise hayatım boyunca bir jöleden çok şey bekledim. Turistin mavi gözlü sarışın çocuğunu sevdiğimiz gibi, 32 yaşında olmamıza bakmadan 4 yaşındaki çocuğun etrafına toplanmamız, onu güldürmeye çalışmamız gibi severiz, utanmasak elimizi çocuğun omzuna atıp, 'Ben Ulrih'leyim siz hepinizsiniz var mısınız lan maça’ dememiz gibi ucundan eklenmeye çalışırız yakışıklıya. Okurlar biz sıramızın gelmesini çok bekledik. Ve ne olduysa oldu devran dondu, rüzgar bizden tarafa esmeye başladı. Haber geldi, 'samimiyet’ bayrakları açılmış toplumda. Samimi olmak prim ediyor dediler… Sorduk; 'nasıl yani? Sadece samimi olmak yetiyor mu?’ 'Evet abi. Ne olursa olsun samimi olsun deniyor ortamlarda. Cahil de olsan, aptal da olsan… Yahu konuşturmayın adamı işte! Samimice itiraf etmek yetiyor işte, anında prim yapıyor.’ dendi. Çıktık yuvalarımızdan. Zaman artık bizim zamanımızdı, beklediğimiz gün gelmişti. En önden ben koştum. Anlattım başımdan geçenleri, aptallıklarımı. Bence etkileyici bir üslupla sunulmuş, içi de komik şapşallıklar barındıran hikâyelerdi. Bir iki etkilenme olunca, bir tane daha anlattım. 'sevimli şapşal şey’ damarımı iyice eşeledim, anlattıkça anlattım. En mahremlerine kadar, altıma sıçmalı anılara kadar bir bir anlattım. Baktım hafiften bir tiksiniliyor rotayı ebeveynlere 31'de yakalanmalı anılarıma cevirdim. Büsbütün iğrenildi. Yakışıklı arkadaşım Efe ise birkaç 'sosyal beceriksizlik’ anısını anlatıp, 'İnanmıyorum Efe. Çok sevimliymişsin’ nidaları eşliğinde bu samimiyet rüzgârından çok güzel ekmek yedi. Efe sayesinde tanıştığım kızlarla bağlantım ise ileriye yönelik beklentiler içerisinde sürdü. Efe'nin eski takıldığı kızlardan biri Bengü 'yle bir gün Beşiktaş’ta karşılaştık. Nasıl olduysa beni tanıdı. Ne istiyordu bu Bengü benden, sadece güzel olması bile ona aşık olmama sebepken bir de benim farkımda olması… Yoluna mı atayım kendimi, yoksa şaki olup dağa mı çıkayım, bunu mu istiyor benden? 'Sen Efe'nin arkadaşısın di mi?’ dedi. Başımı sallayarak onayladım. 'Efe anlatmıştır biz ayrıldık onla’ dedi. 'Vay be ben evde oturup kalemle mandalina liflerini tırnaklarımdan sökerken insanlar neler yaşamış.’ diye içimden geçirdim ve acı acı gülümsedim. Efe'yi hala çok sevdiğini filan söyledi. 'Ulan Efe'yi dedem de sever, yakışıklı, zengin çocuk, beni sevsene.’ demek istedim, diyemedim. Gözleri dolmuştu, benimkiler de doldu. Sonra toparlanmaya çalışarak her şeye rağmen gülümsedi. 'Neyse saçmalıyorum işte. boşver beni. Sen ne yapıyorsun? Yürüyelim mi işin yoksa?’ dedi. Yürüdük. 'Sen hep susuyorsun. anlatsana kendini’ dedi. Boşver manasında başımı salladım. Gerçekten de anlatacak bir şey aklıma gelmiyordu. 'Ama gerçekten merak ediyorum. her insanın bir hikayesi vardır’ dedi. Karşılaşmadan önce 'ağzıma bakalım şu çubuk krakeri enlemesine sokabilecek miyim’ diye bir deney yapıyordum ve karşılaştığımdan beri ağzımda enlemesine duruyordu o kraker. Önce onu yedim. Sonra bütün gücümü toplayıp, bütün samimiyetimle 'Göğüslerin çok güzelmiş’ dedim.
submitted by SuperHans2189 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.09.09 01:17 SupriFurki1 FERDİDEN ÖZÜR POSTU

" Watashi wa, anata o aishiteimasu supri suprii" beni sevdiğini söylemiş ama ben görmedim özür dilerim ferdiko.
Watashi mo anata o aishitemasu
submitted by SupriFurki1 to KGBTR [link] [comments]


2020.07.30 23:03 CompetitiveChance3 Comlicated

Beni sevdiğini söylediğinde derin anlamlar çıkardım çünkü beni kimse sevmedi kimse seni seviyorum demedi..
submitted by CompetitiveChance3 to KGBTR [link] [comments]


2020.07.29 23:38 galeasne Beyler burası mizah sayfası ama içimi dökmek istedim çünkü döküp anonim olabileceğim başka hiçbir yer yok.

Çok kısa özet geçmek gerekirse ülkenin en iyi liselerinin birinde son sınıfa geçtim bu sene ama asla zeki ya da başarılı biri olmadım hayatım boyunca ailemden gördüğüm baskı yüzünden saatlerce ders çalıştım onların gönderdiği özel okullar sayesinde buraya gelebildim. Yapım gereği aileme karşı çıkmaya çekiniyorum ve dedikleri şeyleri yapmak zorunda hissediyorum. Babam hayatında bı kere bı fiske vurmadı ama sevdiğini belirten hiçbir şey de söylemedi. Bunun dışında hiçbir arkadaşımın gerçekten arkadaşım olduğunu düşünmüyorum. Ben aramadigim sürece hiçbirisi beni aramıyor ben bı şeyler yapmak istemediğim sürece hiçbiri buluşalım demiyor. Bı kaç kere benden gizli bulustuklarina da şahit oldum ve bu insanlar en yakın arkadas olarak hissettiğim insanlardı. Bir kere online oyunu arkadaşımla oynamisligim yoktur hep tek basima oynarım. Çok klasik şeyleri bile hep tek başıma yapmışimdir. Bunun dışında kızlar tarafindan hep kandirildim ve hep güzel bı ilişkim olsun derken siktir yedim. Tipim ortalama, fiziğim iyi, ağzım çok güzel laf yapar tek kusurum benimle biraz flortlesen her kızı sanki çevremdeki tek kızmış gibi görmem. Konuşurum, ilgi gösteririm, hoşlandığımi belirtirim ve onlar en sonunda benden sogurlar ve siktir çekerler ve işin kötüsü sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ederler. Ama durum şu ki zaten konuştuğumuz, flortlestigimiz dönemde ben ondan hoslanmaya baslamisimdir ve en sonunda bı anda siktir yemek insana çok ayrı koyuyo. Belki herkeste olan dertlerdir bunlar bilemem ama insan bı sure sonra çok mutsuz oluyo ve bu mutsuzluk yüzünden ne bı şey yapmaya isteği kaliyo ne de yapicak enerjisi. Bütün gün evde yatağımdan çıkmadan uzanıyorum akşama doğru sigara içmeye gidip tekrardan eve gelip uyuyorum. Kafanızı da utulediysem özür dilerim hepinize iyi geceler.
submitted by galeasne to KGBTR [link] [comments]


2020.07.29 15:07 griljedi GRRM - 2006 Söyleşileri

- Panelde GRRM, Romeo ve Juliet gibi trajik aşk hikayelerini daha çok tercih ettiğini söylemiş ki ASOIAF’a genel olarak baktığımızda, durum gerçekten böyle. Ayrıca kitaplarındaki cinsel sahnelerin “gereksiz” olduğu iddiasını da alaya almış; sürükleyici bir deneyim yaratmaya çalıştığını, cinselliğin insan hayatının büyük bir parçası olduğunu ve karakterlerinin gelişimi için gerekli olduğunu savunmuş. Cinsel sahneler konusunda ölüm konularından daha çok şikayet mektubu almaya başladığını ifade etmiş.
- Jaime karakterini en başından beri karmaşık bir karakter olmasını mı planladığı yoksa yazım aşamasında mı karar verip vermediği ile ilgili soruya “gri karakterleri keşfetmeyi seviyorum ve en başından beri Jaime’nin karmaşık olmasını planlıyordum” diye cevap vermiş ama bazı detayların yazım aşamasında ortaya çıktığını da eklemiş.
- Gri karakterler yazmayı tercih ettiğini vurgulamış çünkü gerçek hayatta da insanların karmaşık olduğunu ve iyi kötü şeyler yapmaya eğilimliğini ifade etmiş. Kurgularda bir savaş kahramanının ve eve gittiğinde ailesini döven insanları birbirinden ayırma eğilimlinde olduğunu ama gerçekte böyle olmadığını, kendi kitaplarında da böyle yapmadığını ifade ederek; arkadaşlarının hayatını kurtaran bir kahramanın eve gittiğinde ailesini dövdüğünü ama bu yaptığı kötü şeyin yaptığı diğer iyi şeyi ortadan kaldırmadığını ama ikisinin de aynı kişi olduğunu vurgamış; kahraman ve kötü.
- Yeni kitapta Arya ve Asha’yı göreceğimizi ve yeni bir POV karakteri olacağını söylemiş ama bundan sonraki kitaplarda daha fazla yeni POV karakteri olmayacağını umduğunu ve mevcutların da azalacağını ifade etmiş. Ayrıca zaman çizelgesi olarak Ejderhalarla Dans’ın Kargaların Ziyafeti kitabını geçebileceğini ama bunun kitabın uzunluğuna bağlı olduğunu da eklemiş. Ayrıca Castery Kayasını ve Yüksekbahçeyi de kesinlikle göreceğimizi belirtmiş. (Şimdi 2005 senesinde 4. kitap yayımlandı ve 2006’da Dans’ı yazmaya başlamış görünüyor çünkü birkaç bölüm de okumuş panelde yahut zaten elinde önceden yazılı notlar vardı, genelde hep bir sonraki kitap için elinde el yazmaları oluyor. Bahsedilen yeni POV karakteri belli ki Melisandre idi ama Kaya ve Bahçeyi kesinlikle görmedik ve zaman da 4. kitaptan ileride değildi. Burada bir fikir değişimi olmuş, demek ki hikaye çizgisinde farklılık var.)
- GRRM’e neden uyumsuzlar ve dışlanmışlar hakkında bu kadar çok şey yazdığını sormuş. O da “bir seviyede herkesin garip ve uyumsuz olduğunu” ifade etmiş. Bariz uyumsuzlar dışında (Tyrion ve Brienne), Davos soylu olmaması yüzünden uyumsuz iken ki yüksek konumundan hep rahatsızlık duyuyor; Ned, kardeşinin hayatını yaşadığı için – Kışyarı ve Cat ile evlenmek- kendini uyumsuz hissediyor ki istediği ya da seçeceği şey bu değildir.
- Hikayedeki kötü adamların “diğer tarafın kahramanları” olduğunu ve hiçbir kötü adamın uyanıp “hmm bugün ne kötülük yapsam” diye düşünmediğini, kendi motivasyonları olduğunu ifade etmiş.
- Yeni kitapta olacak POV karakteri sorulmuş ve Arya’yı da göreceğimizi söylemiş ve arkasından bir Zeki Müren espirisi patlamış. “Peki, Arya da bizi görecek mi?” diye sormuşlar. “Elbette ki hayır... O bir kurgu karakter, bizi göremez ama o görecek mi....? Bilmiyorum.. herhangi bir şey?” Arya’nın sona yaklaştığını ifade etmiş. Anladığım kadarıyla Braavos macerasını ve eğitimini kast ediyor ki bir zahmet yani, lütfen. Bu durumda ön gördüğümüz gibi 6. kitabın en geç yarısında bizim Dişi Kurt, Westeros’a geri dönüyor.
- Kitabın neden bu kadar uzun sürdüğüyle ilgili soruya “hata yaptığını” itiraf ederek başlamış. Tolkien’in LOTR’u ilk Shire ile başlatıp zamanla diğer coğrafyaları tanıttığını, hikayeyi genişlettiğini ve bunu çok iyi şekilde yaptığını söylemiş ve kendisi de aynı şeyi yapmaya çalışmış; en başından beri dünyasının yeni coğrafyalarını ve karakterlerini tanıtmaya çalışmış ama kendini bir sürü topla havada bulduğunu ve onları orada tutmak zorunda olduğunu yoksa topların kafasına düşeceğini söylemiş. (Özetle işler biraz kontrolünden çıkmış görünmekte.) Bazı okuyucuların Ziyafetteki yeni pov karakterlerinden fazla hoşnut olmadığını ve eskileri istediğini ama coğrafya olarak yeni pov karakterlerine ihtiyacı olduğunu ve tek bir pov karakteri ile - Dorne ve Demir Adaları - anlatmaya çalışsa da bunun işe yaramadığını söylemiş. Bu da fazla gecikmeye neden olmuş.
- Rorge ve Isırık için bilgi verdi, Flea Bottom’da Rorge’un bir barı varmış ve adam sıçan, köpek ve ayı yavru dövüşleri düzenleyerek para kazanmış ve sonra yetim genç Isırık’ı bulmuş, içeri almış ve onu dövüşlere sokmaya başlamış; ayı yavruları vs. ile.
- Eğer kitap bitmeden ölürse ne olacağını sormuş. GRRM “sipariş üzerine kitap yazan yazar bozuntularının kitaplarımı bitirmesini istemiyorum, kitapları bitirene kadar uzun yaşayacağımı ummanız gerekir.” diye cevapladı (ulan hızlı yaz o zaman!).
- İnsanları, karakterlerin isimlerini bebeklerine vermesini hala şaşırtıcı bulduğunu söylemiş. Güzel ve Çirkin (GRRM’in yazdığı, birkaç sezonluk dizi) dönemlerinde, bir kadın karakter öldürüldü ve yeni biri tanıtıldı. Bu olayın üstünde ağlayan öfkeli bir kadından telefon almışlar ve yazarların bebeğini öldürdüklerini söylemiş; kadın, bebeğine J karakterinin ismini vermiş. GRRM “Dikkatli olun,” diyor; “karakteri şimdi seviyorsunuz ama ya üç kitap sonra?” (Özeti yazan arkadaş, sonuç; çocuklarınıza, karakter öldükten sonra isim koyun. Demiş. Aklıma Dany ve Tyrion’ı oynayan Peter’ın açıklaması geldi nedense).
- GRRM’e kitaplarda en hafife alınan karakterleri sordu ama o bu soruya GERÇEK bir cevap vermedi ama okuyucuların hangi karakterleri sevmediğini bildiğini söyledi; Sansa ve Cat ama ikisini de sevdiğini söyleyerek ekledi; Arya, Jon ve Tyrion çoğu okuyucunun favorisi diye ekledi.
- Biri Tywin ve fahişeyi (shea) sordu ama GRRM, buna burada cevap vermeyeceğini sonraki kitaplarda çözüleceğini söyledi.
- George, planlanan 5 yıllık atlama hakkında gerçekten aptal hissettiğini söyledi. Başlangıçta Jon'un Sur’da otururken "Lord Commander olduğumdan bu yana yıllar oldukça sessiz geçti ama bunun şimdi ortadan kalkmaya başlayacağını düşünmeye başladım ..." diye hayal ettiğini ifade etti. (Saçmalığını fark etmiş durumun) Yetişkinler, Arya'nın ergenliğe girmesini bekleyemez.
- Bölümlerin (POV) başlıklarının isminin karakterlerin kendilerini nasıl düşündüklerine – özellikle Sansa’nın- dair bir baş sallama olduğundan bahsetmiş (Bu Sansa ve Aleyne konusunda söylediği bir şey vardı ama ileriki yıllara air bir söyleşiye ait).
- Ned Stark’ın Lord Hastings ve Robert’ın da Edwardu IV ile benzerlikleri olduğu, ikisinin de beklenmedik anda uyarılmaksıızın kafasının kesildiği söylenince GRRM de “Eğer daha dikkatli bakılırsa diğer tarihi figürlerle de benzerlikler görülür; Henry VIII’in Robert’ı ve Richard III de Tyrion’a benzer (yahut tersi işte). Marg’ın işkence gören bir şarkıcı tarafından itirafla ihanete uğrayan Anne Boyne’a benzediğini söylendiğinde GRRM “temelde böyle” diyerek bunu kabul etti. Lakin verdiği cevapların hiçbiri açık değilmiş.
- Seriye başladığınız zamandan beri hikaye konusunda çok sapma var mı ya da tüm hikaye konusu başlangıçtan beri az ya da çok hesaplamış mıydınız? İlk tasarladığınızdan daha fazla karakterler eklediniz mi? Serinin yazım aşamasında ilk planlarınızda hiçbir değişim yaptınız mı?
Hikayede sapma var diyemem ama bir yerden diğer yere varmak ilk tasarladığımdan daha fazla zaman ve sayfa aldı... belki de karşılaştığım yerleri ve karakteri bu kadar ilginç bulduğum içindir. İnsan olduğunda ısrarcı olan mızrak taşıyı ikincil ve üçüncül karakterler bu konuda asıl suçlanacak kişiler; yapmalarını istediğim tek şey orada durmaları, sessizce durmaları ve mızrağı tutmaları. (*Mızrak taşıyıcısı, bir oyunda küçük bir rolü olan, eylemleri az önemli olan karakterleri ifade eder.* ) Evet, bazı başlangıç planlarımda değişim oldu. Eğer olmasaydı ben sadece noktaları birleştirirdim ve bu da beni delirtirdi. Bazı yazarlar mimar, bazıları da bahçıvandır, ben ikincisiyim. Hikaye, yazım sırasında kendine ait bir yaşam sürer (yani hikaye, yol boyunca kendi kendini geliştirir, büyütür ve kendini anlatır demek istiyor. GRRM bu tarz hikayeler yazabiliyor, öbür türlüsünde ilgisini kaybediyor).
- Dünyanızda bilhassa gurur duyduğunuz bir parça var mı?
Sur’u seviyorum. Bildiğim kadarıyla bir fantezi dünyasında eşsiz, benzeri yok.
- GRRM, Cersei ve Dany’nin doğrudan tezat oluşturmayacağından pişmandır...(anlamadım doğrusu) GRRM, zaman çizgisini belirsiz tutmaya çalışıyormuş. Karakterlerini ayrıntıyla anlatmak için fazladan nefes alanlarını seviyor. Bran’ın herhangi bir bölümü yoktu ve Dany’nin sonu farklıydı. Şimdi onun sona erme biçimini seviyor (Yine anlamadım, önü ve arkasında açıklayıcı bir şey yoktu, biraz saçma bir özetleme olmuş olan biteni).
- Krallar, bir kişiyi şövalye ilan edebilir ama Lordlar edemez. Lordun bir kişiyi şövalye yapabilmesi için kendisinin de şövalye olması gerekir, bu yüzden Eddard Stark kimseyi şövalye yapamaz ama Kral Baelor bir kral olarak yapar. Krallar için en önemli şey lordlar ilan etmek, sorun onlara toprak verebilmekte (Böylece Jorah, İnanç’tan olmadığı halde nasıl şövalye ilan edildiğini öğrendik, kral istediğini şövalye yapabilir).
- İkinci Ejderhaların Dansı, Dany’nni istilası manasına gelmesi gerekmez (Bu ilginç işte; kırmızı ringa balığı mı uzattı yoksa GRRM’in aklındaki 2. Dans bizim kafamızdakinden çok mu farklı? )
- Kitapların geri kalanında tüm karakterler olacak mı sorusuna; “Evet, ADWD'den sonra tüm karakterleri aynı kitapta bir araya getirmeyi umduğunu” söyledi. Kahkahalar atarken birazını öldürmesi gerektiğini de ekledi.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.25 15:32 redditcibiladeriniz Babamla yasak ilişkimiz

babam her zaman beni çok sevdi doğdum büyüdüm hep her yerime dokunurdu özellikle küçükken pipimi çok sevdiğini hatırlıyorum. kamışıma su yürümeye başladığı zaman otuzbiri kesfetmistim. odamda asilirken babam pat diye içeri girdi, çok korkmuştum kızacak diye çünkü onun malını kullanıyordum, küçükken pipişimi tutup çekiştirip bu benim ona göre demişti. ama korkum boşa çıktı babam kocaman kahkaha attı. ve dedi ki, istersen yardım edeyim tek başına zor olur. sonra sesleri duyunca annem odaya girdi ve çığlığı bastı. hemen 911 i aradı ama annem aptalın tekiydi çünkü turkiyedeydik ve kimse gelmedi. zaten babam pipim kadar zekama da hayran olduğunu söylerdi. demek babamla ilişkimizin mimarı annemmis. annem ve babam hemen boşandılar. annem kendine başka bir pompacı buldu. babiskom ve ben de sonsuza kadar mutlu yaşadık. not: pasif olan babamdı.
submitted by redditcibiladeriniz to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.25 10:45 Asusnur GRRM - 1999 Söyleşileri - 3

Bu çeviri @griljedi tarafından yapılmıştır
26 Mayıs 2020
Bu son söyleşi ile beraber, GRRM’in 1999 yılı söyleşileri tamamlandı. 2000 ve 2001 söyleşileri hazırlanıyor. Keyifle okuyun.
Starklara ilham veren şey neydi? Taht Oyunlarındaki Stark hanesi fevkalede idi.
Cevap vermesi zor bir soru. Sanırım bir aile hakkında kitap istedim. Bir sürü roman yazdım ama çoğunlukla kahramanlarımın hep yalnız kişiler olduğunu fark ettim. Onlar hiçbir şeye ya da kimseye bağlı olmayan genç ya da yaşlı insanlardı. Bu yüzden bir aile birimiyle bir kez uğraşmanın ilginç olacağını düşündüm. Ayrıca Kralların Savaşı’nda çok fazla tarihten ilham var ve bunu yaparken çok fazla tarihi roman ve tarih okudum; orta çağ’ın aile birimlerinden etkilendim. Güç, o zaman ailevi bir şeydi. Bu dinamil benim için ilginç görünüyordu ve keşfetmeye de değer.
Serideki bir çok karakteri ve alt grafiği düz tutmayı ve hepsinin hareket kabileyetini sürdürmeyi zor buluyor musunuz?
Evet, bazen zor olabiliyor ama hepsini kafamda düz tutabiliyorum. Bu karakterlerin her biri benim için çok farklı ve farklı seslere sahipler ama şüphe yok ki tüm olayların ve zaman çizgisindeki olay bütünlüğünün birbirinin içine girmesi beni deli ediyor. En uygun uyumu sağlamak için olayları en 90 kere tekrar karıştırıyorum. Umarım sonunda hepsini anlamlı hale getiriyorum.
Çok sevdiğiniz bir karakter var mı?
Kabul etmeliyim ki Tyrion’dan hoşlanıyorum ama elbette o bir kötü adam ama hey, iyi bir kötü adamdan daha iyi bir şey yok.
Büyü, 2. kitapta ilkinden daha fazla rol sahibi. Bu konuda ileride daha fazlasını görecek miyiz?
Bu fantezi romanı, bu yüzden içine biraz büyü katmam gerektiğini düşündüm ama bunu çok dikkatli ele almak istedim. Tolkien’in iyi etki sahibi olduğu noktalardan biri de budur. Orta Dünya’nın sihirli bir dünya olduğunu hissedersiniz ve öyledir de; gizem, merak ve sihir ile dolduur ama baktığınızda çok fazla sihirli sahne de yoktur. Gandalf bir büyücü ama aslında büyülü neler yapıyor? Tolkien daha çok “gizem” kullanmıştır. Sauron asla sahneye çıkmaz, büyük ve kötücül sihirli güçleri olduğunu biliriz ama bunları görmeyiz, ne olduğunu bilmeyiz. Sihrin bütünüyle ele alınması incelikli bir halindedir. Onun orada yaptığını anladığımda bana harika bir seçim yapmış gibi geldi. Sıradan bir yerde bir kasap dükkanına ya da dişçiye gider gibi caddenin köşesindeki büyücünün dükkanına herkes ile beraber gidebiliyorsanız, şaşırtıcılığını kaybeder (Yani sıradanlaşıyor). İlk başta sihrin çok incelikli olacağı ve sonra kitaptan kitaba çıkacağı bir seriyi kasten tasarladım ama her zaman alışılmadık ve şaşırtıcı tutacağım.
Şimdiye kadar seri çok ilgi çekiciydi ama aynı zamanda çok karanlıktı ve bazı ana/büyük karakterler için işler daha da kötüleşecek gibi görünüyor. Çok karanlık olduğundan endişe ediyor musunuz?
Bu konuda biraz endişeliyim, çoğunlukla okuyucuların söylediğini duyduğumda. Ancak öte yandan, eğer sadece düşük bir fantezi istiyorlarsa, onlara bunu verebilecek çok sayıda insan var. Bu tür şeyler yazmakla ilgilenmiyorum. Ayrıca, yapmak istediğim bir şey olan şüpheyi arttırdığını düşünüyorum. Okuyucuya herhangi bir karakterin her an ölebileceği hissini vermek istedim. Bu, eğer (karakterler) tehlikeye girerlerse, umarım okuyucu da orada bir takım tehlikeyi deneyimler. (Sadist herif 🙂 )
Kitaplarda ölen insanlar… seri sonunda hayatta kalan olacak mı? 🙂
Kimse son kitapta hayatta kalmayacak, aslında hepsi 5. kitapta ölecek ve 6. kitap binlerce sayfa boyunca mezarların üzerinde yağan kar tasviri ile geçecek. (kitaplar o zamanlar 6 idi.)
Kralların Çarpışmasının ne kadarı karakter yaratma idi? Doldurmanı gereken büyük bir oyuncu kadrosu var.
Karakter yaratma her zaman bunun büyük bir parçası. Bu kadar büyük bir seri ile gerçekten zor kısmı; her karakteri diğerlerinden unutulmaz ve farklı hale getirmenin yolları ile geliyor. Her POV karakterinin kendi sesine sahip, aynı zamanda kendi destekleyici karakterlere ihtiyacı var. Zor olabilir. Neyse ki karakterlerimi gerçek insanlardan daha iyi hatırlıyorum.
Hem iyi hem kötü karakterleri yazmak bakış açınızı etkiliyor mu? Aralarındaki çizgi bulanıklaşıyor mu?
Bu çizgileri bulanıklaştırmak istiyorum. Siyahların ve beyazların değil gri tonlarına boyamayı seviyorum. Birisi bir zamanlar kötü adamın karşı tarafın kahramanı olduğunu söyledi. Bunu yansıtmak istedim. Pek çok fantezinin karton kesimi olan kötü adamları var. Lord Blackness ya da King Evil ya da Monstrous One ya da daha fazlası. Feh.
Sempatik karakterleri sunma konusunda iyi bir iş çıkarıyorsunuz.
Böyle düşünmene sevindim. Bir POV yazmaya başladığımda sizi o kişinin kafasının içine koymaya çalışıyorum, böylece onunla empati kurabilirsiniz, en azından bölümü okurken.
Onları yazarken hepsiyle eşit olarak empati kuruyor musunuz?
Onları yazarken? Elbette. Sonra POV’ları değiştiriyorum ve tarafları değiştiriyorum. Tabii ki en sevdiğim karakterlerim de var. Tyrion, Arya, Jon. . . ama hepsini seviyorum. Öldürdüklerim bile.
Tyrion hakkında konuşalım. İkinci kitapta gerçekten çiçek açıyor.
Diğer herkesten fazla bölümünün olmasına yardımcı oluyor. GoT’a başladığımda her karakter için aynı sayılarda bölümler istemiştim ama sonra gördüm ki bu pek mümkün değil. Bazıları diğerlerinden daha fazla bölüme sahip olmak zorundaydı. Ned ilk kitapta baskın karakter, ikinci kitapta Tyrion daha baskın. Tyrion ayrıca yazmasını en kolay bulduğum karakter. En zor karakterler Jon ve Dany, hikayeleri ana hikayelerden ayrı ilerlemesi ve bölümlerinin kısmen “sihirli” olmasından kaynaklı. Söylediğim gibi büyünün çok dikkatli bir şekilde ele alınması gerekiyor ( Daha sonraki açıklamalarda en zorlandığı karakterin çocuk ve büyü etkisi yüzünden Bran olduğunu ifade etmişti… Bu açıklamayı 2. kitap bittiğinde yaptı. Yani anladığım kadarıyla “büyülü” kısımları yazmak, onu biraz zora sokuyor ve kitabı yazarken hangi karaktelerde bu etki ağırlıkta ise onları yazarken zorlanıyor ).
Bu kitaplar ince bir çizgide yürüyor - tarih meraklıları için çok büyülü olabilirler ve fantezi meraklıları için yeterince büyülü olmayabilirler. Bu seni endişelendirdi mi?
Elbette endişelendirdi. Daha önce kariyerimde taburelerden düşmüştüm. . . en önemlisi korku hayranları için yeterince korkunç olmayan ya da gizem hayranları için yeterince gizemli olan ARMAGEDDON RAG ile. . . ve rock ‘n’ roll hayranları açıkça kitap okumuyor. . . kimse satın almadı.
Seriye dönelim… Bu kitabın diğer fantezilerden farklı bir yönü var. Burada sonuçların ciddi yankıları oluyor, çoğu fantezilerde bu yok.
Neyse ki BUZ VE ATEŞİN ŞARKISI bu problemi yaşamayacak. Tolkien’den sonraki birçok fanteziler elbette korkunçtu. Müthiş yazarlar var, beni yanlış anlamayın. Tad Williams, Robin Hobb, Ursula K. Le Guin, Jack Vance, Guy Gavriel Kay ve diğerleri fantezi alanında harika çalışmalar yaptı ama birçoğu Yüzüklerin Efendisi’nden tüm iyi şeyleri kaynatmış ve kalanları saklamış gibi okuyor.
Efsaneler ve mitler hakkında konuşalım. Bu kitap, olayların mit ve şarkılar haline gelmesiyle ilgili. Bu şekilde mi tasarladın yoksa çalışma şeklin mi böyle?
İşim her zaman romantizm ve gerçeklik arasındaki - efsane ile efsanenin altında yatan gerginlik arasındaki gerilimi keşfetmekti. Bu tema en kısa hikayelerimde bile var.
Başka sorularla beraber Syrio’nun dönüp dönmeyeceği veya Jaqen ile aynı kişi olup olmadığı soruldu ama bu soruyu görmezden gelerek sadece diğerlerini cevapladı.
Arya ve Jon’un birbirlerini ne kadar çok sevdiğini bizi sondajlayarak okuyucuya bir şey mi söylemeye çalışıyorsun? ( 😍 )
“Okuyucuya bir şey söylemek?” Hayır, ben sadece karakterlerin nasıl hissettiğini bildiriyorum. Tabi ki kitaptaki her şey okuyucuya bir şey söylüyor. ( 😍)
Bay Martin, Rhaegar’ın Lyanna’ya tecavüz ettiği izlenimindeydim. Öyle mi, yoksa aşık mıydılar?
Rhaegar ve Lyanna - bu, daha sonraki kitaplaı beklemesi gereken bir bilgi ama bundan emin değilseniz, memnunum. Yapmak istediğim bir şey de gerçeğin belirsizliğini telkin etmekti. Yani, bir düşünün - kendi dünyamızda, Thomas Jefferson ve Sally Hemmings arasında ya da Bill Clinton ve Paula Jones arasında ne olduğunu bile bilmiyoruz. Rhaegar ve Lyanna’nın gerçeği benzer şekilde bilinmesi zor olabilir. . . bir süre için.
Kral Muhafızları eş ve miras hakkından vazgeçiyor ama Jaime nasıl oluyor da Kaya’nın varisi olabiliyor?
Basit, Tywion bunu reddediyor. Eğer bunu kabul ederse Tyrion’un varisliğini kabul etmek zorunda kalacak ve bunu kabul etmekte zorlanıyor.
Bir sahne veya bölüm için POV’u nasıl seçiyorsunuz? İçgüdü? Kaybedecek en çok karaktere sahip olan karakter? En çok kazanacak? En çok acı çekecek?
Bazı durumlarda, tek bir seçenek vardır. Şimdi, karakterler yaygın bir şekilde etrafa dağıldı. Diğer durumlarda, evet, hangi karakterin bana en potansiyel dramayı verdiğini ön görüyorum. Zor olabilir çünkü etrafta çok fazla gizlilik var. Her karakterin diğerlerinden farklı bilgiler vardır. Ancak duygusal etki kesinlikle ön plandadır.
Sizin için yazması en zor karakter kim? En kolayı? Neden?
En kolayı Tyrion. En zoru Jon ve Dany… ve Bran da zor, bilhassa yaşı yüzünden (geldi bizim Bran da konuya. 🙂).
Tyriek Lannister’a ne olduğunu öğrenecek miyiz?
Evet, sonraki kitaplarda.
Çok fazla seks var. Bazıları nedensiz görünüyor, bazıları hikayeye yardımcı oluyor. Hepsi gerekli mi?
Kitaptaki herhangi bir şeyin “gereksiz” olduğuna katılır mıyım bilmiyorum. Yazmaya çalışırken yapmaya çalıştığım şey okuyucularımı oraya anlatmaktan fazlası; sadece anlatmak yerine hikayeye sokmak. Bunu yapmak için, duyusal girdiye ve birçoğuna ihtiyacınız var - manzaralar ve sesler ve ayrıca duygular, kokular ve tatlar. Birkaç kişi boş bir şiddet olduğunu söylemişti, ama bir savaşın nasıl hissettirdiğini başka nasıl anlayabilirim? Diğerleri gereksiz nedensiz bahsetti ama aynı cevap aklımda belirdi ve bu nedenle, aynı zamanda kıyafetlerin, tariflerin ziyafetinin ve armağanların hanedanların nedensiz-gereksiz betimlenmesiyle de suçlandım.
Bay Martin, Westeros neden Diğerleri ve uzun kıştan etkilenen tek yer gibi görünüyor? Dünyanın diğer kısımları umursamıyor gibi görünüyor.
Westeros etkilenen tek yer değil ama en güçlü şekilde etkilenen yer çünkü o kadar kuzeyde uzanan tek kara kütlesi orada. Diğer kıta ise buz gibi bir kutup denizi ile kuzeye bağlı.
Jon’un yeminlerinden azat edilmesi mümkün olabilir mi?
Büyük konsey, Aemon’u üstat yeminlerinden azat edecekti, bu yüzden mümkün olacağını düşünüyorum. Uygun bir otorite ile.
Aegon veya onun torunları neden ejderhaları göz önüne alındığında Dorne’yi fetih etmediler? İki krallığın orduları kavrulmuş, kuzey diz çöküyor, fırtına kralı öldürüldü, eyrie muhtemelen diz çöküyor, harrenhal bir kömür döndü… Dorne’yi bu kadar özel yapan nedir?
Dorne, dağları tarafından korunuyor ve ayrıca dövüş teknikleriyle de. Aegon ile büyük ordularını getirip savaşmadılar ya da kalelerine kapanıp, delik açmadılar. Bir diğer deyişle gerilla tarzı savaştılar.
Kılıçların Fırtınası ve Ejderhaların Dansı arasında beş yıllık bir atlama olmasından bahsedildi. Sanırım amaç Dany’nin ejderhalarının büyümesi? Başka bir sebep var mı?
Ejderhalar ve çocuklar! Bu hikayeye başladığımda 12, 10 ya da 8 yaşındaki çocuklar hakkında binlerce sayfa yazmak istemedim. Arya, Sansa ve Bran’ı biraz daha yaşlandırmam gerekiyor yoksa delireceğim! Ve Rickon’ı da. Üç yaşındaki bir çocuğun POV’unu yazmaya bile çalışmadım ama biraz daha büyüdüğünde o ve Tüylüköpek hikayeye geri dönecek.
Targaryenlar ejderhalarına bağlandıklarında ateşe karşı bir bağışıklık kazanırlar mı?
Bunu sorduğuna sevindim. Onlar bağışık değil, Dany’nin olayı sadece bir kereliğe mahsus mucizevi bir olaydır. Ateşe girip canlı çıktığı için ona “yanmayan” denir ama kardeşi erimiş altına bağışık değildir sanırım.
Ashara’nın menekşe gözlerine vurgu yapılarak Dayne’lerin Targaryen gibi Valyria ile bağı olup olmadığı sorusu soruldu, nasıl bu renklere sahipler vs…
Bir çok İsveçlinin mavi gözleri vardır ama her mavi gözlü İsveçli değildir, aynı mantık Westeros için de geçerli (Yani Valyriakökenli değil ya da Targaryen kan bağı ile ilgili bir şey değil). Ailenin köklerini görmek için isimler yardımcı olabilir. İlk İnsanlar genelde kısa ve basit isimlere sahiptir; Stark, Reed, Flint gibi. Valyria genelde “ae” kullanımı yaygındır. Andallar… pekala, ne Stark ne Targ, mantıklıysa. Lannister, Arryn, Tyrell. Elbette binlerce yıllık melezlenme olduğunu ve kimsenin sad İlk İnsan ya da Andal olmadığını bilmelisiniz. ( @DaenaTargaryenn sana mı demiştim başlık açayım senin için bu konuda? Cevabı burada, bu yüzden açmaya gerek yok sanırım. 😜)
Buz ve Ateşin Şarkısı ne anlama geliyor? Bazıları bunun Ötekilere ve Ejderhalara atıf olduğunu düşünürlerken bazıları karakterlere atıf olduğunu düşünüyor, popüler isim Jon. Herhangi bir yorum?
Bu konuda bir yorumum yok ama birkaç manaya gelen isimlerle tanınıyorum.
Yüzler Adasındaki yeşil adamlar hakkında bir şey görecek miyiz ya da duyacak mıyız? Sorusuna, sonraki kitaplarda diye cevap verdi.
Bitti.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.25 00:32 babannen321 Ailem ile ilişkilerim

Hiç normal olamadık her şey yolunda desek bile sürekli bir sıkıntı çıkardı küçük ablam dümyaya tekrar gelsem yine kendisinden nefret ederdim elimde olsa o dünyanın bir ucunda olsun ben dünyanın diğer ucunda kendisinden hiç memnun olmadım 18 yılımı cehennem etti kendileri büyük ablam ailesine değer verir ama aptal ablam arkadaşlarına ailesinden daha fazla değer verir yalaka bi tip iğrenç babam sürekli beni daha fazla sevdiğini söyler ama nedense ablalarımla daha çok ilgilenmiştir kendisi ben çok küçükken yurt dışına çalışmaya gitti iyi ki de gitmiş eğer beni kendisi gibi yetiştirseydi düşünemiyorum bile annem anneler bir tanedir zaten hep baş üstündedir ayaklarının altı cennettir derler benim annem saf aptal ama bi o kadarda tatlı birisi yahu müslümanım diye her gün namaz kılıp sonrasında milletin arkasından gıybet koşturmak ne müslümansınız açıp bir kere kuranı anlayarak okumamışsınız daha nice aptallıkları vardır ailem tarafından en küçük cocuk olduğum için çocukken çok şimartıldım büyüdükçe kendi benliğim yerine oturdu ne diyelim belki de benim için en iyisi buydu ve böyle oldu (kader).
submitted by babannen321 to u/babannen321 [link] [comments]


2020.07.21 02:45 Trojaner Turkish Copypasta

bana ilişki içinde ve özellikle son 1 senede uyguladığın duygusal , cinsel istismar ve duygusal şiddetten ve onun sonucunda anksiyete bozukluğu, major depresyon, cinsel bozukluk, panik atak krizleri ve intihar teşebbüslerinden bahsedeceğim öykü
28 yaşındayım ve "senin yaşadıklarının %10unu yaşasam şimdiye ölmüş olurdum" dediğin bir hayat yaşadım. bu yaşa kadar psikolog ve psikyatriste gitmedim (sağlık raporları dışında) ilaç kullanmadım, hele ki panik atak ve anksiyete gibi şeylere dünyada en uzak insanlardan biriydim
her gün büyük acılar çekiyorum, yemek yeme , uyuma gibi temel işlevleri bile gerçekleştiremiyorum, her gün ölmeyi düşlüyorum. aileme ne durumda olduğumu sorabilirsin. bunun yegane sebebi ilişki içi uyguladığın sistemli istismar ve duygusal-psikolojik şiddet. hepsini açıklayacağım
gördüğün gibi duygusal şiddet ve istismarın tüm belirtilerini taşıyorum. hayatımda ilk kez geçen sene seninle tartışırken panik atak krizine girdim ve kaldırıma yığıldım. 1 ay kadar önce yine tartışmamızda balkona yığıldım ve panik atak geçirdim. o günden sonra sürekli oldu
ve erasmusta muharremle olduğun gece intihar ettim. bileklerimi kestim. anlık müthiş bir ölme isteğiydi. hani etta james tarzı şarkılardaki gibi. i'd rather go blind gibi. bunu yaşamak, daha doğrusu yaşatmandansa ölmeyi tercih ederdim. şimdi istismarını anlatacağım
öncelikle istismar nediri göstermek istiyorum. önce bana uyguladığın istismarın bendeki psikolojik raporlarını gösterdim. sonra istismarın sonuçlarıyla eşleşmesini ve şimdi de istismarın tanımı görmeni istiyorum ki, itiraz edebilecek bir noktan ve yüzün olmasın
ilk ve en büyük istismarından bahsedeceğim. biraz geçmişe gitmek istiyorum. 7 yıl öncesi bana attığın mesaj. bu 7 yılın büyük bir kısmında iletişimdeyiz. 6 YILDIR HAYATINDAYIM. tekrar konuşmaya başladığımızda 24 yaşındayım, sen ise 17-18
öncesinde abi-kardeş olarak devam eden ilişkimize arkadaşlık da ekleniyor. ve bana karşı duygusal-romantik bir sevgi duyduğunun farkındayım ama görmezden geliyorum. ve biraz da hayranlık duyuyorsun. seninle konuşmaktan hoşlanıyorum, hatta senden ama bu sevgiyi istemiyorum
hatırlarsın o dönemler artık seçici olmamam gerek, çok muhteşem bir sevgiyi beklememin sağlıklı olmayacağını düşünüyorum, sadece hoşlandığım birileriyle sağlıklı bir ilişki yaşamamın daha doğru olacağı düşüncesindeyim. sen de biliyorsun. özellikle sanal bir şey istemiyorum
seni hala büyük oranda küçük kardeşim ve arkadaşım olarak görüyorum. sorunların var, birçok insecurity ve özgüven problemleri, anksiyete bozukluğun var, uzağız. küçüksün. hatta bazen bu sevgiyi ergenlik hevesi olarak görüyorum
öte yandan etrafımda olan ve bana yazan birçok kişi var biliyorsun. reel veya sanal. senin yaşlarında veya senden büyük. bana yazıyorsun, elbette sana duyduğum bir sevgi var, kafamı karıştırıyorsun sürekli. romantik anlamda dengesiz davranışlarım oluyor. bazen yazmayı kesiyorum
çünkü sağlıklı bir yetişkin ilişkisi yaşamak istiyorum. ve seninle bunun pek mümkün olamayacağını düşünüyorum. hatta kendimden soğutmak için sana kötü de davranıyorum. beni taciz ettiğini söylüyorum, bunun gibi birçok boktan davranış.
fakat yine de bana sevgini gösteriyorsun. birkaç ay hiç yazmasam bile "seni çok özledim" diye mesaj atıyorsun. arkadaşlarıma mesaj atıp beni soruyorsun. bunları görünce sana haksızlık ettiğimi düşünüyorum. daha 18 yaşında ama kendimden itsem bile sevgisi ve kalbi güçlü diyorum
bu güç aradaki bazı organik problemleri aşabilir diye düşünüyorum. uzaklık, yaş farkı, senin sorunların vs gibi ve tamamen bir ilişkiye-flörte başlıyoruz.
seninle ilişkide olarak sağlıklı yetişkin ilişkisini hemen yaşayamacağımı biliyorum. üzerinde uğraşmam ve
emek vermem gerekecek. bunun farkındayım. istismar burada başlıyor. elbette başlarda istismar değil. zamanla buna dönüşüyor. dönüştürüyorsun.
aramızda 6-7 yaş var. ben baskın bir karakterim, sen ise çekinik. sen beni daha çok seviyorsun ve bunun gibi birçok şey
böyle bir durumda genellikle benim tarafımdaki kişinin karşısındaki kişiyi bilerek veya bilmeyerek istismar etmesi beklenir değil mi? bunun farkındayım ve bunun olmasından korkuyorum. seni istismar etmekten, senin de istismara açık olmandan.
hatırlarsın hep şunu tembihliyorum "ben istiyorum diye bir şey yapma, senin içinde o isteğin olması önemli, içindeki isteği dışarı çıkarmak istiyorum" veya sürekli "seni herhangi bir şeye zorluyor muyum" diye check ediyorum değil mi
ilişki içi şiddete dair o zamanlarda yeni öğrendiğim terimleri soruyorum, gaslightning, lovebomb vs gibi ve bunların herhangi birini uyguluyor muyum diye sana geliyorum. çünkü biliyorum ki, bazen insan istemeden de bunları yapabiliyor veya farkında olmadan.
bir yandan kendine ve özellikle dış görünüşüne dair endişeler var, çekingen ve kaçınan birisin, doğru veya yanlış biçimlerde de olsa bunları gidermeye sana iyi gelmeye çalışıyorum. birçok fedakarlıkla bu ilişkiye başlamış durumdayım ve sağlıklı bir ilişki için uğraşmam gerekiyor
sana iyi geleceğimi ve geldiğimi biliyorum. günlüklerini tekrar tekrar atmama gerek yok değil mi? her sene bir yerlere yazdığın sözler "abim, en iyi arkadaşım, dostum, sevgilim" , "sevgisinde çok güvende hissediyorum" , "verdiğim en iyi karar sensin"
"her şeyimi anlattığım tek insan, safe placeim" gibi birçok şey. bunlar için çok ama çok çabaladım ve bekledim. fakat ilerledikçe aramızdaki yaş farkı bir istismara dönüşüyordu. özellikle son senelerde .birçok şeye "küçüğüm" "şöyleyim, ben böyleyim" gibi cevaplar
sana karşı yaş farkından dolayı yüksek bir tahammül ve ayrıcalık tanımış olan insanın sağladığı bu konfor alanına, kedinin mindere yayıldıkça yayılması gibi yapışıyordun. elbette belli bir takım progress ve ilerleme de vardı fakat ileride bu da withholding adındaki istismar oldu
tartışmaktan çekindiğinde bile seni tartışmaya itiyordum değil mi, içini dök, benimle tartış dediğimi hatırlıyorum birçok kez.
yaşıtlarına göre çok geç gelişiyordun. bu olabilir. aslında birçok şey için küçük değildin. küçüğüm dediğinde bile değildin. küçük değil korkaksın
fakat bahanelerin arkasına sığınıyordun ve karşında benim gibi anlayışlı ve sabırlı (sabrımın tükentiği ve hüsranımı yansıttığım anlar da dahil) biri olunca o konfor ve korku alanında kalmaya devam ettin.
kant'ın burada sana ve beni uğrattığın istismara dair güzel bir yazısı vr
dedim ya, normalde yaş farkı ve karakter farklılıklarımız sebebiyle tersi olması beklenirdi ama hemen hemen her şeyde küçüklüğünü öne sürüyordun. ben de birçok red flag ve hataları küçüklüğüne veriyordum. vermemem gerekirmiş.
en ufak sorumluluk ve çabadan kaçınıyordun. ilişkinin ilerlemesi gerekiyordu, 1 seneden fazladır flört halindeydik, "sevgili" olmaya, isim koymaya dahi ben ittirdim ve sen de başka kişilerle konuşmamı görünce bu konforlu ve zahmetsiz belirsizliği bitirmeye karar verdin
bir grup içinde sorumluluk almayı, insanlara bir şeyler öğretmeyi sevdiğimi biliyorsun. kendi deyiminle "elimde büyüdün". gözünü açtığından beri ben vardım. ve bu katlanılan bir durum olsa da keyif de alıyordum çünkü sana olan sevgim sebebiyle yaptığım fedakarlığı
bekleyişi, sabrı bir gün anlamanı umuyordum. sen ise bu ayrıcalıkları take for granted olarak gördün. cepte gördün. olması gereken olarak gördün. bana şunları dedin "ne bekliyorsun alkış mı", "you signed up for this" vb birçok söz.
alkış beklemiyorum, sevgi bekliyorum. saygı ve minnet.
bu küçüklüğün kişisel, bana özel ve bir istismar olduğunu ise erasmuta muharremle olan ilişkinde anladım.
bir stepping stone, basamak, bir enayi gibi kullanıldım
sevdiğin insana hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. benimle ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuştun. neredeyse 60 günde 1 yapıyor bu. 7-8 kere sexting sadece. sıfır skype ve görüntülü konuşma 2 senelik sevgililik ve 1 senelik flörtün özeti bu
bir anda büyümedin. kendi deyiminle elimde büyüdün. duygusal ve cinsel gelişiminde annen-baban, arkadaşların veya bir başkası değil ben vardım. üstelik bu süreçte sağlıklı bir ilişki yaşayamamış oldum. en çok canımı acıtan ise "muharrem senden daha çok çabaladı" demen oldu
bunları söyleyebilen biri, hiçbir kavga hiçbir tartışma olmaksızın nasıl bir başkasıyla 15 gün sonra öpüşür ve ilişkiye başlayabilir anlamıyorum. tek kelimeyle iğrenç. bir insanın sözlerine değil, eylemlerine bakmamız gerektiğini çok iyi özetliyor bunlar
beni hep sözde sevdin. sevgi böyle bir şey değil. ben kendimden biliyorum. sana duyduğum sevgiden. ve muharreme duyduğun sevgiden. bir anda büyümedin, sevgiye inancın da bitmedi ve onunla kinda sevgili oldun.
"seni seviyorum ÇOKÇOKÇOK" bana duyduğun sevgi sana iyi gelen bir şeyi sevmen gibiydi. pansuman gibi. iyi geliyor seviyorsun. enayiyim çünkü. ben seninle birçok şey yaşamak için yıllarca bekliyorum, çabalıyorum, gelişimine katkı yapıyorum ama bir başkasına hiçbir zahmet
göstermeden, uzun bir ilişkini bitirdikten sonra, yasını bile tutmadan 4 gün sonra öpüşüyorsun. yakınlık yaşıyorsun. ve bizim yapmamıza engel olduğun birçok şeyi yapıyorsun. bu sözleri ondan duyduğumda da intihar ediyorum. bunun için bile onu suçluyordum,
ama o sadece malum olanı ilan etti. dediği doğruydu. mutlu ettiğin o mutsuz ettiğin ise ben oldum. diğer istismarlarını da anlattıkça beni intihara sürükleyişin daha da gün yüzüne çıkacak.
bazen onu bile etiketleyesim geliyor buraya. acaba o 10-15 günde nasıl bir çaba gösterdi de benim 5 yılda yapamadığımı o kadar kısa sürede gerçekleştirebildi. biraz yüzün kızarıyordur umarım. "senden daha çok çabaladı" derken umarım o utancı hissediyorsundur.
sen onunla öpüşürken, sana aldığım ve doğum gününde göstermek istediğim, buraya dönünce de boynunu öpüp takmayı düşündüğüm kolye ile gün sayıyordum. evet son 10 gün iletişim azalmıştı ama bunun sebebi de ben değildim.
bu arada erasmus dünyadaki en iğrenç şeylerden biri. ekşi sözlükte erasmus hakkında yazılan her şey doğruymuş. sen ve ev arkadaşın dilek. iki zıt karakterde, iki farklı yaştaki kadın uzun ve ciddi ilişkilerini orada bitirip orada en yakın "arkadaşları" ile sevgili oldu.
sana sorduğumda "sadece arkadaşız" dedin. hatta dilekin sevgilisi berk gaydi değil mi sana göre? tam tersini söylediğimde itiraz ediyordun. muharrem sana senden hoşlandığını söylemişti ama bunu bana söylemedin, sakladın. söyleyebileceğin birçok an olmuştu
dilek ve berk gözünün önünde flörtleşiyorken bunu göremiyordun. belki sen de muharremle flörtleşiyordun farkında olmadan. arkadaşlık ve flört arasındaki çizgiyi çizemediğini biliyorum. 5 ay içinde üç reel arkadaşının seninle olmak istemesi tesadüf olmasa gerek
nasıl olduğunu sorduğumda bile "radarlarımı birden açtım oldu" dedin. oysa sana sinyali 20 gün öncesinde vermişti ve bana söylemedin. sevgilin olduğunu da bilmiyordu. birini reddetmek için sevgilim var demek zorunda değilsin. ama sonuna eklemen gerekir.
emin ol hiçbir şey bir anda olmaz. her şey bir süreç içinde gelişir. bir başkasına duyduğun hisler ve hoşlantı da.
erasmus gerçekten dünyadaki en iğrenç oluşumlardan biri. akp il binası kadar iğrenç. o kadar dejenere.
7 yıldır tanıdığın, son 5 senede en çok konuştuğun, sevgiline hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. her seneye bir gün. neden böyle oldu? ilişkinin ilk senelerinde herhangi bir şeye hazır değildin. evet küçüktün ama 18-19-20 yaşlarında oldum,
o yaşlarda arkadaşların var, o yaşlarda uzak ilişki yaşayan arkadaşların da var. ilk seneler böyle geçti. telefonda bile konuşamıyordun. ilk nude'u sevgili olduktan 4-5 ay sonra attın. flörtü de sayarsak bir seneden fazla sürede
ve ben 20li yaşlarımın ortasında, sağlıklı ve gerçek bir yetişkin ilişki yaşamak isteyen biri olarak tüm bu süreci, sabırla ve sabırsızlıkla bekledim. yaşadım. ilk nude attığında yazdıklarımı hatırlıyorsundur. "nude atman değil o güveni kazanmam beni çok mutlu, teşekkür ederim"
demiştim. cinsel bir olaydan ziyade finally, sonunda tarzı bir his ve relief yaşamıştım. bu gerçekten çok sağlıksız. ama çok da mutlu olmuştum. ama meğerse sadece bana böyleymiş.
buluşmalara gelirsek, okulun vardı. istanbula gelemezdin.
benim oraya gelmem gerekiyordu, dolayısıyla davet etmen gerekiyordu. aynı zamanda senin için uygun bir tarih olmalıydı, sen kendini hazır hissettiğinde olmalıydı, ailen sürekli kaldığın eve geliyordu, bunu ayarlamalıydın ve birçok şey
ben hazırdım, bunu biliyordun fakat yukarıda saydığım sebeplerden dolayı senin davet etmen gerekiyordu. üstelik soğuk biri olman ve sanal ilişkilere karşı duyduğum güvensizlik giderilmeliydi. ve tekrarlıyorum, hazır olmayan veya hazır olma ihtiyacı hisseden sendin.
istedin mi evet. ama istediğinden daha fazla istemedin buluşmayı. çünkü korkuların, kaygıların, konfor ve korku alanın...bu buluşma isteğini bana değil de arkadaşlarına yazmandaki temel sebep de bu. bana yazsan gerçekleşebileceğini biliyordun, bu sebeple bana değil
arkadaşlarına yazıyordun bu isteği. dolayısıyla bekleyen hep bendim. senin için süreç, benim içinse bekleme ve sabretme durumuydu. denklemin iki ucunda olmadık hiçbir zaman. ben 365günün 300ünde bu isteği duyar ve müsait olurken
sen bir yılda 15-20 gün müsait oluyordun ve bu isteğin, istemeyişinin önüne geçebiliyordu. son senede 3 kere teklif ettim ve çeşitli sebeplerle ertelendi veya olmadı. ben ise 1 kere erteledim.
yalvar yakar buluşabildik (hatalı olduğum kısım var bir başka istismar kısmında bahsedeceğim) bu buluşmadan 1 ay önce de teklif edince buluşmak istememiştin. bu yüzden son ay kiranı uzatmak zorunda kaldın.
ilişki çoktan bu noktaya gelmeliydi ama seni bekledik. geldikten sonra ise erasmusa gittin. ilişkinin bir başka seviyeye geçeceği bir dönemde erasmusun vardı. bizden 4-5 ay çalacaktı. ama gitmeliydin. sevgi karşısındaki insanı sınırlamamalı, besleyici olmalı.
gitmek istemesen bile ağlaya ağlaya gitmeni söylerdim. fakat bir seçim yapmıştın. hür iradenle, beraber vakit geçireceğimiz koca bir dönemde başka bir şey yapmayı seçmiştin değil mi? ve özellikle gittiğin yer erasmustu.
askere veya cepheye gitmiyordun. dünyada en fazla ilişkinin bittiği, en fazla aldatmanın yaşandığı berbat bir yer. bu sorumluluğu duymadın bile. oraya gitmeyi seçen biri olarak bekleyen konumuna düşen bendim. sen değil. sen bekletendin.
gördüğün gibi ilişki başında, flörtte ve buluşmadan sonra sadece müsait ve hazır olmaman yılları alıyor. ilişkimizin %70'inde müsait değilsin, başka bir şeyler vb. sadece müsaitlik durumu açısından dahi %70 oranında sebep sensin. diğer sebeplere geçeceğiz.
orada ise değil bu sorumluluğu duymayı, en fazla istismar, ihmal ve suistimali gerçekleştirdiğin döneme giriyoruz. bunlardan ilişki boyunca hep rahatsızdım ve defalarca ayrılmak istedim değil mi. belki 15 kere ayrılmak istemişimdir.
"benden bu kadar kolay vazgeçme" dedin, gelip beni ikna ettin, ben kendimi ikna ettim ve devam ettik. bu enayiliğin farkına ise muharremle varabildim. onunla olan ilişkinde.
hayatının 5 yılında olan bir insanla 4 gün geçirirken, onunla öpüşmen, buluşman yıllar sürmüşken onunla her şey ışık hızında gerçekleşiyordu. ben seni bir başkasıyla daha kolay ve rahat öpüşebilmen için beklemedim, çabalamadım ve bu sebeple öpmedim.
senin büyüme sürecindeki sancıları çeken bendim, senin duygusal, entelektüel ve cinsel gelişimini hızlandıran, katkıda bulunan bendim. senin sözlerin. seni öptüğümde benimle öpüşmen kolaylaşmalıydı bir başkasıyla değil.
fakat bütün bu sevgi ve bu sevginin getirdiği emeği o kadar take for granted görüyorsun ki...ben gerçekten bir enayiyim. ben senin yüzünden intihar ettikten bile 4-5 gün sonra onunla ve arkadaşlarınla yüzmeye gidebildin.
bu gelişimi benim gibi bir enayi ile tamamladıktan sonra enayi guydan, fuckboi'ye geçişi gerçekleştirdin. iyi yetiştirmişim? seni bu özgüveni kazanabildiğine göre.
ne kadar sağlıklı bir sevgi değil mi, ben seninleyken sağlıklı bir ilişki yaşayamazken o doya doya cinselliğini yaşıyor, ben seni yıllarca bekledikten sonra, tekrar özlemle ve elimde aldığım kolyeyle seni beklerken ne kadar çabuk ilişkiye giriyordun. tertemiz bir sevgi
beni o kadar çok kullanıp enayi yerine koydun ve gençliğimin en peak noktalarını istismarla geçirmeme sebep oldun ki. şu an onlarca psikolojik, cinsel ve zihinsel problem olarak nihayete erdi hepsi.
sabrıma ve bekleyişime gösterdiğin suistimalle, yaş farkı ile olan istismarını böyle özetleyip bırakıyorum ve diğer istismarlara geçiyorum . ikinci planda olmak
sen erasmustayken, yani beraber geçirebileceğimiz bu vakti haklı olarak erasmusu seçerek çöpe atmışken (tekrar diyorum gitmeliydin ama orada yaptıkların iğrenç ve bu sorumluluğu duymadın) aşağıda sana da yazdığım gibi hissediyorum
yedek sevgili gibi hissediyorum. sanki gerçek sevgilini bekliyorsun, o bekleyiş boşa geçmesin diye benimle birliktesin gibi. o gerçek sevgili muharremmiş nitekim.
italya'ya alışmadan evvel homesick olmuştun ve hemen hemen her gün ağlıyordun. sana destek oluyordum
ve emotional support animal gibi kullandıldığım oraya alışmaya başladıktan sonra ortaya çıktı. gezmeye ve alışmaya başladığında bu hisler gittikçe güçleniyordu, beni ihmal ediyordun. senden homesick günlerinden birinde ayrılmak istedim, sonra barıştık
söylediğimi hatırlıyorsun değil mi "ayrılmak istedim ama kendimi de çok kötü hissettim, seni böyle bi durumda, bana ihtiyacın varken bırakmak kötü hissettirdi çok" buna benzer şekilde yazmıştım. senden bende olmayan wp ve fb konuşmalarını istedim
biraz gururun varsa onları atarsın. denediğini söyledin fakat atması gayet kolay bulmam 10 dakika sürmedi. senin kafandaki çabalamak böyle dandik bir şey işte. kendini kandırıyorsun, karşındakini kullanıyorsun.
neyse. bu hislerimi açıkladım ve orada görgüsüzlük yaptığını
belirttim. sister brothers filminden referansla "çarli'lik." görgüsüzlük aslında o kişiden çok içinde bulunduğu toplumun suçudur. yani görgüsüz aslında kendisine gösterilme veya deneyimleme şansı verilmediği hususlarda görgüsüzlük yapar.
sen de ilk kez oradasın. bunu anlıyorum ama beni ihmal etmen gerekmezdi. bunları başta kabul etmedin, hatta bana bayağı kızdın ama bir ay geçmeden tam olarak şunu dedin "benim için artık 2.plandasın".
yazık. bunu söylemene de gerek yoktu zaten. öyleydi
oysa ben bu sırada vatandaşlık işlemlerimi vs geveliyordum ki, sen döndüğünde türkiyede olayım ve doya doya görüşelim diye. hatırlıyorsun değil mi birçok teste girip orada bırakmıştım işlemleri.
bana bir bok parçası gibi davrandın ve öyle de hissediyorum. ihmal ettin, suistimal ettin ve bir abuse'un tam karşılığı bir şeyi yaşatıp aynen o cümleyi kurdun.
bir başka mesele. son bir sene içinde neredeyse hiçbir tartışmamızda haklı olamamam. şunu demiştin hatırlıyor musun? "sen haklıyken çok mutluyduk" zaten hala öyleydim ama gittikçe değişiyordun, kötüye giden bir değişim. hiçbir hatanı kabullenmediğin gibi beni suçluyordun
bu cümleyi o kadar çok kurdum ki. haklıyım ama özür diliyorum. çünkü bunu yapmadığımda her şeyi daha kötü bi yere çekiyordun. hep alttan almak zorunda kaldım
bir başka istismar ve duygusal şiddet. durumu. önce hayatında kötü giden şeyleri benim üzerime yıkmanla başlayacağım
dilek'in köprüden düşüşü. 2 gündür geziyorsunuz ve sağlıklı iletişim kuramıyoruz. seni özlüyorum. gezi yorgunluğun var, bitiksin, pisaya döndüğün gün türk grupla denize gidiyorsunuz. akşama doğru gittiğini haber veriyorsun ve sonrası yok
zaten içimde kötü bir his olduğunu, yorgun olduğunu ve gitmemeni istemiştim. ilk kez senden bi yere gitmemeni istedim, tavsiye ettim. yazıyorum. telefonun tek tikte. gece 1-2-3 oluyor. uyuyorum. sonra dilek düştü deyip ağlayarak telefon açıyorsun. sabah kadar seninle konuşuyorum
uyumadan. seni sakinleştiriyorum. yazıyorum. konuşuyoruz. ve sana kırgınım çünkü yine beni ihmal ettin ve yine eğlenirken tek bir kez aklına gelip yazma zahmetine girmedin. bahanen ise telefonunun şarjı olmadığı için interneti kapatman. ama aynı telefon sabah kadar gidiyor
o kadar konuşmaya rağmen. internetini açıp bir şey yazman, en azından merakta bırakmaman için, şarjının binde birini götürürdü anca. ve o ortamda muharrem de var. ne kadar şanslı birisi değil mi. gezi yorgunluklarında benimle telefonda bile konuşamayacak durumda olurken
onun olduğu her situationda tüm yorgunluklara rağmen fiziken oradasın. koşa koşa.
dediğim gibi kırgınım ve kötü bir şeyler olacağını düşünüp uyardın, dinlemedin, bunun için de kızgınım. küçüğüm diyorsun ya hep. söz dinliyor musun küçüklüğünü bilip? hayır
beni sevdiğini söyledin, geçiştiriyorum. o an karşılık veremeyecek kadar kırgındım. ama 15-20 dakika sonra seni sevdiğimi söyledim. saatlerce yazmanı beklemiş durumdayım, bütün gece seninleyim, destek oluyorum, sakinleştiriyorum, 15 dakikada hislerimi toparlayıp sevgimi veriyorum
ama bana bu durumdan dolayı kin güdüyorsun. evet o an kırılabilirsin. ama insan sevdiğine kin güder mi hiç. hem de düpedüz haksız olduğu bir konuda. erasmusa giden sensin, beni ihmal eden sensin, yıllarca seni beklemişim ama 15-20 dakikalık bir glitche bile tahammülün yok.
tamamen ama tamamen bencillik. taker olmaya o kadar alışmışsın ki, kendini her şeyin merkezinde görüyorsun. benim senin kadar değerli hislerim yok. sen sevgili değil köle istiyorsun. ve bu meseleden dolayı bana bir sene kan kusturuyorsun.
sadece o gün değil sonrasında da hastaneye her gittiğinde destek olmaya çalıştım ve aşağıda kurduğum cümleyi defalarca kurdum. karşındaki insanı ne kadar ezdiğinin farkında mısın. istismarı görebiliyor musun?
ve seni çok iyi anlıyordum. ben de 1 sene kadar 82 yaşındaki dedemle ilgilendim. 1 ay da değil. ve tek başımaydım. o da yere düştü ve yerde titrerken bi elimde ambulans çevirip diğer elimle kalp masajı mı yapsam yoksa sırtına mı vursam durumundayım. defalarca ambulans çağırdım
tek başıma hastanelerde onunla defalarca kaldım, bir dakika bile uyuyamıyordum çünkü bağlı olduğu aletleri söküyordu. mesanesindeki kitle sebebiyle her gün banyoda bir kan gölüne uyanıyordum, gece 20-30 defa tuvalete gitmek zorunda kalıyordu, uyuyamıyordum bile
bu sebeple babamla kavga ettim, 10 dakika uzaklıkta olmasına rağmen ayda 1 lütfedip babasına bakmaya gelen halamı evden ve aileden kovdum. dedemin mezarını bile bilmiyor. ama böyle bir durumda dahi senin bana yaptığın gibi seni bir yük olarak görmedim
evet seni ihmal etmek durumunda olabiliyordum ve bana birkaç gün vermeni istemiştim haklı olarak yakındığında. sana o dönemde bir aşk mektubu yazıp yolladım, origami yapıp yolladım değil mi? hatta mektupta bile sevgimi tam olarak tarif edemeyeceğim bir durumdayım
daha güzel bir mektup yazmak dileğiyle diye bundan bahsettim. seni ise dilek'in tüm şımarıklıklarına, oraya gelen ailesine değil bana yansıttın içindeki tüm öfke ve daralmışlığı. o günden sonra beni bir yük olarak görmeye başladın. kendin de söyledin bunu.
ve ancak 1 sene sonunda, geçen ay "keşke o gün sana yazsaydım diyebildin. o bir sene içinde bu konuyu 50 kere tartıştık ve hep haksız çıkıyordum. benden bağımsız yaşadığın bir olayın ceremesini ben çektim. sevdiğin insana kin güttün ve istismar ettin bir sene boyunca
sadece bu değil, elbette. burada anlattıklarımın hiçbiri bir sefere mahsus olaylar değildi. sistematik.
kötü bir şey olduğunda yanına yaklaşılmıyordu. sinirini benden çıkarıyordun
kıskançlık konusuna gelince; kendi kafanda bunu rasyonalize ediyorsun, meşrulaştırıyorsun. hatta belki sana yaşattığım bir mağduriyetten, total power çıkarıyorsun. türbanlı bacılarımız okula alınmıyordu, o zaman her sokağa sübyan mektebi açalım gibi.
diktatör var, ülkeye saldıralım gibi.
ilk kez kıskançlık yaşadığın dönemleri hatırlıyor musun, keşke konuşmalarımızı bana atsan da onları da sslesem. beni kıskandığın için rahatsız oluyorsun, ilişki senin tercihinle belirsiz ve isimsiz bir durumda,
kendine kötü davranmana gerek yok, kıskanmak gayet doğal ve olması gereken bir duygu diyorum. hatta farkında olmadan seni kıskandıracak bir şey yapıyor olabilirim, beni uyarabilirsin, kıskançlığını bana aktarabilirsin diyorum. hatırlıyorsundur.
bu sağlıklı bir kıskanma biçimi. seven insan, elbette sevdiği insanı kıskanır. ben de seni kıskandım. fakat bir de toxic kıskançlık var. kişinin kendi özgüvensizliğinden duyduğu kaygılarla hayatı karşısındakine dar etme durumu. hatta bunu da duydum.
ve bunu sana söyledim de, erasmusta olman, yani aramızdaki mesafenin kapatamayacağım kadar açılmış olması, bir şey olduğunda gelemeyeceğimi bilme düşüncesi bana özgüvensizlik veriyor ve bu da kıskanmama sebep oluyor dedim. bunu da hatırlıyorsundur.
ve sağlıklı kıskançlıklar da duydum. her gün etrafındaki insanlarla, hayatından gelip geçecek insanlarla fotoğraflarını görüyordum. orada ben yoktum. mutluluk fotoğraflarının içinde olmak istiyordum. ilk kez orada başkasıyla ot içmeni kıskandım. çünkü benimle yapmanı isterdim
senin kıskançlıkların ise oldukça toxicti. hem bana bir ilişkiden beklentilerimi karşılamayacak ve karşılamıyor olduğunu biliyordun, hem de bunun için pek çabalamıyordun. kendine duyduğun bu özgüvensizlik beni boğmana sebep oluyordu.
resmi olarak muharremle sevgiliyken bile stalklıyordun (hayır sadece aysu için değil), ne boklar karıştırıyorsun acaba diye soruyordun. birkaç ay önce bile, benimle olmak istemiyorsun ama intimacy veya foreplay hesaplarında bir şeyler favladığım için demediğin kalmadı
hem sevmiyorsun, hem severken bile gerçek anlamda sevmiyorsun, hem de hala kıskançlık yapıyorsun. kişisel şeriatım gibi.
bir başka ilişki günahı. hani sadece 4 gün geçirmemize çeşitli bahaneler sunuyorsun ya, toplasan 7-8 kere telefonda konuşmuşuzdur. sexting 6-7.
skype sıfır. bir de bana aslıyla skype yapıyor oluşunun fotoğrafını atıyorsun nazire yapar gibi.
bu ilişkide sağlıklı bir ilişkiye dair ne var? sağlıklı bir ilişki adına neler yaptın. fotoğraf, nude bile o kadar az attın ki, ayrı olduğumuz yaz döneminde 3 ayda attıkların 3 seneden fazlaydı. üstelik ayrıydık. elinden geleni yaptın ha?
peki sanal sevmiyorsun. bu açığı ne şekilde telafi ediyorsun? daha fazla reel görüşmeye çalışıyor musun. hayır. ve tekrar dediğim gibi, ilişkinin kademe atladığı bir yerde erasmusa gitmeyi haklı olarak tercih edip bu tercihin sebebiyle göstermen gereken özeni göstermiyorsun
az önce anlattığım gibi, erasmusta gezmekten 3 kez yorgun düştün. ikisinde muharremin olduğu ortama koşa koşa fiziken gittin. ama ben telefonla konuşmak istediğimde ne bencilliğim kaldı ne başka bir şey.
bana neden bok parçası gibi davrandın. acaba muharreme davrandığın gibi davrandığında böyle sorunlar olur muydu aramızda. istismarını görebiliyor musun. yine telefon konusu, ağız yorgunluğun geçmedi mi diyorsun seninle konuşmak istedim diye.
dediğim gibi, ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuşabildik, bunların yarısında sarhoştun hatta. sarhoşken veya çocuğu uyurken sevgisini belli edebilen bir baba gibi. neredeyse 60 günde 1 telefonda konuşuyoruz ama beni bencillikle suçluyorsun. kim bencil sence?
4 gün buluşabilmişiz ve bu ilişkideki her şeyin ağırdan alınmasının sebebi sensin ve beni 7/24 müsait biri istemekle suçluyorsun. umarım biraz utanıyorsundur. biraz utan lütfen. bir ilişkide neler yapılmamalıya dair her şeye tik attın.
arkadaşlarına sorsana hangisi dayanabilirdi buna? sevdiğin kişiyle reel bir şeyler yapamıyorsun çünkü o kişi ağırdan alıyor, sevdiğin kişiyi görmek için yalvarıyorsun, foto isterken canın çıkıyor, sext ayda yılda bir, telefon 60 günde 1? bana ne yaşattığının farkında mısın?
ve bahanelerini yazıyorum; odada dilek var (bu sırada dilek telefonla konuşuyordur odada)
mutfağa git - mutfakta şu var
telefonum şarjda çıkaramam
whatasppweb'le giriyorum arayamam
şarjım az
bu sırada muharremle çok konuşmadığını farkedip soruyorum. telefonda konuşuyoruz dyorsun
gerçekten bok parçası gibi hissediyorum. kendime çok acıyorum. muharremin önemini şimdi anlıyor musun. benim geçerli sebepler olarak gördüğüm şeylerin bahane olduğunu anlıyorum, ağırdan almaların, yoksun bırakmaların, hepsi muharremin varlığı sayesinde anlaşılıyor.
bu istismar muharreme karşı gösterdiğin gerçek sevgi sayesinde ortaya çıkıyor ve psikolojimin bozulması neticesinde gördüğüm tedavi-terapiler ile.
ve kabullenmedin hiçbir zaman, hep ezdin beni.
bu zamana kadar hep mesafeyi suçladım, aramızdaki yaş farkıyla kurduğun istismar ilişkisini kaldırdım ama sorun bunlar değildi. insan sevdiğine toz kondurmak istemiyor maalesef ve idealize ediyor. senin yaşında uzak ilişkisi olan milyonlar var. hatta artık ilişkilerin birçoğu
uzak ilişki.
erasmusa gittin, başta 3 ay diye yalan söyledin. bu yalanı anlıyorum. 4,5 aya çıktı, sonra bi ay daha uzatmak istediğini söyledin, ne zaman döneceksin bilmeden gün sayıyorum, tatil planları yapıyorum, bu planlara katılmıyorsun. izmire taşınma planları yapıyorum
aradaki mesafeyi yok etmek için en ufak bir hayal bir hope bile vermek bir yana, tek başına bunları yapan kişinin de planlarını sürdürmesini engelliyorsun. ve oraya taşındım da, seni affetmemiş olsam da, intihar olsam da, kalacak yerim ve işim olmadan aniden taşındım
ve sadece izmire taşınmadım, özellikle senin kaldığın semte taşındım ki, en ufak bir spark yakalanırsa modun değişmeden orada olabileyim. binde bir ihtimal için yeni yıla kadar orada kaldım. abuk subuk işlerde çalıştım. çünkü plansızdı.
bir iş görüşmesine giderken, sen uyumadan evvel "keşke burada aile dostlarımla olsan" demenden cesaret alarak çıkışta sinemaya gidelim mi dedim, meğerse o gün muharremle buluşacakmışsın. yaşattığın travmayı anlayabiliyor musun. bir de diyorsun ki
"sana değer verdiğim için burada olmanı istemiştim" evet hep olduğu gibi benim orada burada olmamı, şunu bunu yapmamı sadece lafta istersin. değer verdiğin kişi ben olsam ertesi gün buluştuğun kişi 1-2 aydır tanıdığın kişi olmazdı. ben gerçekten enayiyim. ben enayi yerine koydun
buralarda göreceğin gibi. seninle olabilmek için vatandaşlık başvurumu tamamlamıyorum, babam çağırmasın diye pasaport ve vizemi çıkarmıyorum, izmir'de iş bakmaya başlıyorum ama sen ne yapıyorsun? geleceğin gün bile belli değil. beraber olma hayali bile kurmuyorsun
ve withholding. en istikrarlı uyguladığın istismar ve duygusal şiddet biçimi.
kendi söylemin "kötü bir şeyin karşılığı 1.5x oluyor , şeyler normal" bu doğru fakat oran yanlış.
uzağız aradaki özlemin getirdiği gerginliği gidermek adına romantik anlar, intimacy momentlar hep benden geliyor. starter hep benim, hatta bunları baltalıyorsun bile
goradan espriler, alakasız espriler...hatta bir romantizm anında hiçbir şey demeden ortadan kayboluyorsun ve reddettiğin çocuğun telefonuna cevap veriyorsun, 2 saat sonra geliyorsun. ve "bu konuşmaya ihtiyacı vardı" oluyor. o ana kadar seninle telefonda hiç konuşmadık lol
libidon düşük, fakat bunu silah olarak kullanıyorsun bana karşı. aradaki sexual tension'ı gidermek için yine ben başlatıyorum. birçok kez sana yalvarmak zorunda kalıyorum dümdüz bir selfie veya bir nude için. acaba sevgilisine benim kadar yalvaran bir insan var mıdır
birini karşılıksız sevsem bu kadar yalvartmazdı sanırım.
bu sırada benimle olmak isteyen ve sevgilim var diye reddettiğim onlarca kişi var. bunu gayet iyi biliyorsun. hiçbiri kafamı karıştırmadı. her şeyi sadece seninle yapmak istedim.
fakat bakıyorum, biri benimle buluşmak istiyor, biri görüntülü konuşmak istiyor, biri telefon açmak istiyor, biri gel burada kalırız şurada kalırız diye yalvarıyor, biri sevişmek istiyor...diyorum ki "yav ben bunları neden sevgilimden değil başkasından duyuyorum"
bu nasıl bir sevgi? ben de sevgi duydum, kendimden biliyorum. sana karşı duyduğum sevgiydi. sevgi böyle bir şey değil. bana en yakın olduğunu hissettiğim anlar başına kötü bir şey geldiği anlardı hep. muharremle sevgiliyken bile, avrupada otobüsle kaybolduğunda bana yazdın ilk
adeta iyi gelen bi ilacı sevmek gibi bu.
withholding ile şiddet göstermene gerek yoktu. zaten avoidant bir kişiliktin. seksi ve incimacyi ceza-ödül olarak kullanmana gerek yoktu, zaten bana karşı normal halin bir ceza gibiydi.
istediğim şeyler istenmesi bile problem olacak şeylerdi. bir sevgi ilişkisinde kendiliğinden olması gereken şeylerdi, fakat bunları istiyor oluşum bile senin yarattığın bir sorunken, beni bencil olmakla, overdemanding olmakla suçladın. withhold ile cezalandırdın
bu nasıl bir sevgi? böyle lafta kalan böyle içi boş bir sevgi olmaz ki
kaç kere aramızda sexual tension'ın senin katılım göstermemen sebebiyle gitmesi için balkona çıkıp sigara üstüne sigara içtim biliyorsun. sevdiğim insana karşı libidomu arzumu düşürmek için, çıkıp sigara içiyorum ki kan dolaşımım düşsün diyorum.
bu bekleyişi, sabrı istismar ettikçe ettin. en güzel günlerimiz bu mesafenin gerginliğini atacak eylemleri gerçekleştirdiğimiz zamanlardı. elinden geleni yaptın ha? sürekli bir unwanted hissiyle yaşadım, senin dışında birçok insan beni istemesine rağmen bu hissi hep taşıdım
yukarıdaki şeyi lütfen iyi oku. nasıl bir mental, sexsual, emotional torture yaptığını lütfen anla artık.
keşke kemiklerimi kırana kadar dövseydin, fiziksel şiddet uygulasaydın da böyle bir istismarı gerçekleştirmeseydin. şu an bir çok mental ve ruhsal problemle boğuşuyorum. cinsiyetimi hissedemiyorum. erkekliğim öldü. kadın olsam kadınlığım ölmüş olurdu.
28 yaşındayım. 29 yaşına gireceğim. benimle kaldın, doğru dürüst uyuma ihtiyacı bile hissetmiyordum değil mi, 20lerimin başlarından beri düzenli-düzensiz spor yapıyordum, güzel bir vücudum vardı, 20lerimin ortasında peak halimdeydim. fiziksel, cinsel, mental olarak
ve şimdi 29 yaşında bir bakirim. tek kabahatim seni sevip, sevdiğim insana zaman tanımak, onu beklemek. tek eşli olmak isterken sıfır eşli oldum. dünyadaki en kötü insanların bile tattığı zevkleri tadamadım. sevgilisini öldüren insanların yaşadığı güzellikleri bile yaşatmadın
cinsiyetimi hissedemiyorum. çok utanıyorum. bu benim suçum değil ama utanıyorum. keşke biraz yüzün olsa ve sen de utansan. suçlusun ama suçlu hissetmeni istemiyorum, pişman zaten değilsin, yine olsa yine yaparsın ama utanmanı isterim. biraz utan
ve tüm bunların üstüne bana, titsdrops vidleri, intimacy gifleri favladım diye 31reis, aranıyor, baddiesçi yakıştırmaları yaptın. lütfen seninle ayrı olduğumuz dönemde nudelaştığım birinin dümdüz bir tivitini favladım diye bunu yaptığını söyleme
sadece kendini kandırmış olursun. o günden çok önce de tüm favlarım tivitlerim yargılanıyordu. hatta daha 2 ay önce "konuşmayı kesecek noktada değiliz, etrafındaki kızlarla birlikte olmanı istemiyorum, sana zarar vermelerinden korkuyorum" diye bir şeyler dedin.
bir de muharremin geçirdiği sağlıklı gençliğe ve cinselliğe bak. ben seni bekler, senin hazır hissetmelerine, istismarına, senin arzularına saygı duyarken o dilediğini yapıyordu. ben libidom düşsün diye sigara üstüne sigara yakıyordum o sıralarda seninle.
ve hepsinin üstüne 31reis oldum öyle mi? benim kalbime kezzap attın öykü. libidoma kezzap attın. hani erkekler beraber olduğu kadınların yüzüne kezzap atar ya, sen onu duygusal ve cinsel olarak yaptın :'(
ve ben bütün bu sevgi, arzu, emek, özlemle beklerken, sana aldığım doğum günü hediyesi kolyeyle gün sayarken sen onunla öpüşüyordun. ne kadar güzel bir sevgi değil mi. zahmete gerek yok, uğraşmaya gerek yok, beklemeye, özleme gerek yok, istismara gerek yok.
dilediğin kişilerle birlikte ol ve sonrası bir kişinin tek dilediği kişiyle zahmetsizce birlikte ol. muharrem olmak için hayatımdan 5 sene verebilirdim ama sana verdiğim seneler sonucu hala muharrem değil bir enayiyim maalesef.
kendi günlüğüme yazdığım bir şey. bunun tek sebebi senin davranışların. bir insan sevgilisini böyle bir duruma sokar mı? insanların hazdan, mutluluktan nefesi kesiliyor sevgilisi olduğunda, benim ise panik ataklardan, mutsuzluktan.
geçirdiğimiz 4 günü bile bir ödül gibi sunuyorsun bana. hatırlarsan seni çok güzel sevdiğim için teşekkür etmiştin o zaman. ama sanki 400 gün geçirmişiz gibi, hayatından gelip geçen insanlara dahi daha fazla vakit ayırdığını söylediğimde kafama kakıyorsun
bu ilişki de maalesef eşek bendim. ve birçok şeyi sırtladım.
erasmus'a gidiyorsun, bu özeni göstermezken bir discord serverı açıyorum ikimize ait. hani forum gibi olsun da, anlık mesajlaşmada orada olmayışın bizi germesin diye. hatta aslı kötü bir dönemdeydi, istersen bu tarafları gizleriz onu da çağır demiştim.
ama senin buraya tek katkın ne oluyor biliyor musun? deep shit köşesi lol. bu her şeyi o kadar iyi özetliyor ki.
elbette kötü şeyleri de konuşmalı ve tartışmalıyız ama sadece bu isteği duyuyorsan burada büyük bir problem var, güzel olan her şeyi ben yapmak zorundayım değil mi?
istismarının anlaşıldığı bir diğer nokta da, sevgini, arzunu belli etmekte, söylemekte, gerçekleştirmekte bu kadar zorlanırken, nefretini, istemeyişini bu kadar kolay ifade etmen. bazen 1 saat içinde 20-30 kere istemediğini söylüyorsun
hiç hayatında istedin mi ki?
benim akıl sağlığım ne olacak öykü? gerçekten beni yok ettin
bırakmalıydım seni değil mi? bu şiddeti uygulayan biri olarak ne kadar kolay bunları söylemek.
sevgilin seni dövse ve sen ona yaralarını gösterip "bunu neden bana yaptın" diye sormaya kalktığında "bunları görmek istemiyorum, beni taciz ediyorsun" dese ne hissedersin?
bir meyveyi dolaptan çıkarıp masaya koyduğumuzda ve onu orada unuttuğumuzda, kötü kokular gelir, belki üstünde böcek ve kurtlar oluşur, baktıkça iğreniriz hatta bakamayız bile, elleyemeyiz, bir gazeteye sarıp vücudumuzdan oldukça uzak tutarak çöpe atarız hemen. tiksinerek
sanki o meyvenin suçuymuş gibi tiksiniriz üzerindeki kurtlardan, kötü kokudan, çürümüşlükten değil mi? ama suç bizdedir. bekletilen meyve çürür. bu onun doğasında vardır. biz de çürük şeylerden tiksiniriz, bu da bizim doğamızda vardır. bana yaptığın da bu. umarım anlamışsındır
sana şiddet uygulayan ve travmalar, psikolojik sorunlar, cinsel sorunlar yaratan erkek arkadaşın sana böyle dese ne hissedersin?
yaşamaktan mı korkuyorsun?
kendinden korkuyor musun hiç öykü? ne kadar zarar verdiğini görüyor musun? senin kadar olamam
umarım artık içindeki kin gitmiştir. kimseyle beraber olmayı geç iletişim kuramayacak kadar kötü durumdayım. kıskanacağın, kafesleyeceğin bir şey kalmadı, artık endişe edeceğin bir şey yok. yok ettin.
seni bir insan ne kadar sevilebilecekse o kadar sevdim. her ilişki kendi özelinde özeldir. fakat bizim ilişkimiz gerçekten özeldi. abi kardeş, iki dost, iki sevgili, yıllarca neredeyse 7 yıl. aramızda çok güzel bir uyum vardı. frekanslar çok yakındı
çok farklı karakterlerde olmamıza rağmen. birbirimizle sonsuza dek konuşabilirdik, hiç sıkılmadan. seni 14 yaşında tanıdığımda, o yaşlarda gördüğüm en parlak insanlardan biriydin. gerçekten bildiğim her şeyi göstermeye ve seni kollama isteğiyle dolmuştum.
hatta hatırlarsan istediğin yabancı dizileri izlemek için torrent öğretmemi istemiştin benden. dizi batağına saplanıp derslerini aksatırsın diye öğretmedim bile. "ben öğretmicem, böyle bi kötülük yapamam sana, başka yerden bul veya başkasından iste haha :p" demiştim
hayatında bu kadar sene olup en az görüştüğün insan benim. 1 aylık tanıdığın insanlarla, 1 aylık sevgilinle bile benden daha çok şey yaptın. daha çok vakit ayırdın.
elinden geleni yapmadın. gerçekten. dürüstlüğüne güveniyorum ama kendini kandırma adlı coping mechanisme muhtaç bir karakterin var. kendini kandırdığın için çevreni ve beni de kandırmış oluyorsun.
ben bir başkasının sevgisini istemiyorum, kimsenin sevgisi için bekletilmedim.
bana ayrılırken " büyülü bir sevgiyi hak ediyorsun" demiştin. evet hak ettiğimi biliyorum ama bir başkasıyla değil. o büyülü sevgiyi senin göstermen gerekirdi. başkası için uğraşmadım
benim için dünyanın en güzel insanısın. keşke dış görünüşüne dair gereksiz insecurityler geliştirmek yerine iç güzelliğinden ve karakterinden "ben buyum" dediğin fakat sana ve karşındakine zarardan başka bir şey getirmeyen şeylerden şüphe duysan.
dişlerin inci gibi olmadan da çok sevebilirdim seni, kocaman memelerin olmadan, bebeksi cildin olmadan, veya minicik bir burnun olmadan. çok da sevdim. önemsiz şeyler ama özür dilemek, hatasını kabullenme, istismar, ihmal, biz perspektifi geliştirememe, çabalamamak...
bunlar sebebiyle bu durumdasın ve bu durumdayız. nasıl bunu mu sevdim demem ki şimdi? sen olsan?
submitted by Trojaner to copypasta [link] [comments]


2020.06.03 22:11 itinbiri Güzellik Uykusu - Bölüm 4

"Bana farklı gözle bakmayın insanlar, ben yanlış biri değilim ki. Beni yanlış yollara sapıtan şeytanı yenmeyi beceremedim. Ben ne haldeyim lan, bir baksana suratıma. Yılların yorgunluğu çöktü şimdi sırtıma. Ben kimseye örnek olmadım ki. Gelme kardeşim dedim, buralar kirli. Biz kenar mahallesinde büyüdük. Bir misket için gözyaşı döktük. Tamam kavga ederdim ama okuluma giderdim. Yarını öldürüp giden bir katil oldu dünüm. Bu yüzden her gece odama kapandım. Duygularımı duygusuzca aldım. Çoğu kez kendimi kurtarayım dedim, olmadı. Napayım ki günahlarımla ölüp... "
Ellerimi sıkıp, kızgın bir bakış attı bana. Zaten ne zaman ölüm lafını duysa benden, huzuru kaçar üzülür ve sinirlenirdi. Elleri sıcacıktı. Öyle bir bakıyordu ki gözlerime, kalbimde papatyalar filizleniyordu. Herzaman soğuk olan ellerimi avuçlarının arasına almış, ısıtmaya çalışıyordu. Aniden sarıldı bana. Huyudur zaten, hiç beklenmedik bir anda sarılmak. Bunu sadece ya çok utandığında ya da yanımda olduğunu göstermek için yapar. Genelde sözlerle değil gözlerle anlaşırız biz. Çünkü sözlerden çok gözlerdedir aşk.
"Ölüm falan yok, ben hep senin yanındayım. Asla bırakmam seni. Hem sen kötü biri değilsin ki. İçinde iyi bir çocuk var. Sen sadece bugüne kadar şartlar ne gerektiriyorsa onu yaptın. Öyle olman gerekiyordu, öyle oldun. Ayrıca ben seni çok seviyorum. Kimsenin fikri bizi ilgilendirmez."
Aslında haklıydı. Ben güzel bir hayat istedim. Hayat istediği şekle soktu beni. Mangırı yüklü bir cüzdanım olmadı. Bir gece duman, bir gece Kuran...
Elaya çalan kahve gözlerinin içi parlıyordu. (dünyada gördüğüm en güzel gözler ona ait) Ay parçası yüzünde biraz utanmış birazda mutlu bir gülüş vardı. O farkında olmasada, gülüşüne hayrandım. Rüzgardan dalgalanan saçlarında kayboluyordum çoğu zaman. Gören herkesi kendine hayran bırakan bir güzelliğe sahipti. (o bunun farkında değil) Ve böyle kusursuz biri beni bulmuştu. Bir yerden alan Allah, bir yerden veriyor diye düşündüm çoğu zaman.
Beni çok sevdiğini hissedebiliyordum. Gözlerine baktım. Yine utanıp kaçırdı gözlerini. Ama içten içe teşekkür ettiğimi hissediyordu. İçimde bulunan tüm samimiyetimle ona sarıldım. Şairler hep abartır sanıyordum ama gerçekten bir kızın kokusunda buldum huzuru.
Saat geç oluyordu. Sevdiğim kızı evine bıraktım. Sonra mahalleme doğru yola çıktım. Yolda hep onu düşündüm. Ben ne yaparsam yapayım bırakmamıştı beni ve hala yanımda oluyordu. Her derdimi dinler ve yanımda olduğunu söylerdi. Ben onu hak edecek ne yaptım?
Akşam ezanı okunyordu. Bizimkilerle toplandık. Cebimde son 5 liram var. Okey oynar, çay içer ve fazlasıyla gülerdik hep. Ailemden daha çok görüyordum onları. Kardeşimin neyi sevdiğini bilmezdim ama dostlarımın neyi sevdiğini adım gibi bilirdim. Onlarda ben gibiydi aslında. Saatlerce dışarda it gibi gezmeyi biz istememiştik. Evden kaçıyorduk evet ama, kimse de sormadı ki "Neden?" Evde huzurumuz yoktu çünkü. Ailelerimiz sevgi göstermekten mahrum kalmıştı sanki. Hergünümüz bağırış çağırışla geçerken neden evde durmak ister bir insan. Biz birbirimizin ailesi olmuştuk. Sevgimizi hissettirir hiç kırmazdık birbirimizi. Düşünsene, annemle en son bayramda sarıldım. O da formaliteden.
Saat yine gece yarısını geçti. Otel gibi kullandığım evime, yine uyumak için döndüm. Bizimkiler uyumuştu. Benim içimde hala bir sıkkınlık vardı. Balkona geçtim. Önümdeki yolda akan bir trafik vardı. Arabaları izlerken geçmişi düşünmeye başladım. Ben geçmişimde takılı kalan bir insanım. Doğru bir şey değil ama, kapanmayan yaralarım varken önüme de bakamıyordum. Çocukluğumdan kalan bir sürü iz, kollarımın üstünden geçen tramvaylar, geçtiğini düşündüğüm ama içten içe beni bitiren olaylar...
Tekrar yatağıma döndüm. Yeni haplar almıştım ama kullanmak istemedim. Uyku düzenimi bozuyor bu haplar. Ayrıca sevgilimin sözlerinden sonra cesarletlenmiştim. Gerçeklerle yüzleşmem gerekiyordu. O adamı tekrar görürdüm belki. Bana yardımcı olur. Boş duvarlara bakıp güzel hayaller kurarak uykuya dalmıştım yine.
Gözlerimi açtığımda, ilkokuldaki sınıfımdaydım. Öğretmen masasında aynı adam oturuyordu. Masanın üstünde 2 tane kahve bardağı vardı. Yine "beni bekliyordu" anlaşılan. Yanına geçtim bende.
"Çay olsa daha iyi olurdu." dedim.
"Kahven hep içtiğin gibi. Sütsüz ve şekersiz. Seversin diye düşündüm."
Beni şaşırtmayı başarmıştı. Ama sadece rüyaydı sonuçta. Yoksa nerden bilsin.
"Evet, günlük nasihatimi almaya geldim."
"Şuanlık nasihate ihtiyacın yok. Doğru yoldasın zaten. Çevrendeki insanların seni sevmediğini düşünüyordun. Farkettin ki aslında sana değer veren çok iyi dostların ve bir kız arkadaşın var. Onları anlatırken yüzünde salak bir gülümseme bile vardı. Hatta gözlerin parlıyordu. "
Küllüğündeki sigaradan bir fırt daha aldı. (yine L&M içiyordu)
"Ben korkulacak biri değilim. İnsanların sana baktığı gibi, sende bana bakma. Ayrıca çok soru sorma. Ben ne zaman bana ihtiyacın olduğunu biliyorum ve yardımcı oluyorum. Sadece şu manzaraya bak ve kahveni iç."
İçimden, "Peygamber misin lan sen? Nerden biliyorsun ihtiyacım olup olmadığını!" demek geldi. Fakat ilk defa ukalalık yapmak istemedim. Kahve fincanını tutup dışarıya bakmaya başladım.
İki çocuk birbiryle kavga ediyordu. Baya koyu bir kavgaydı. Sanırsın kanlı bıçaklı düşman. Sonra bir köpek çıkıp geldi. Çocukları kovalamaya başladı. İki çocuğu köşeye sıkıştırdı. Sonra çocuklar kaçamayacaklarını anladılar ve ikisi birden köpeğin üstüne yürümeye başladılar. Adama bakmadan,
"Eceli gelen it, cami duvarına işermiş."
Yüzümü pis bir gülümseme kapladı sebepsizce. Sonra adam bardağını sertçe masaya vurup bana döndü.
"Aile de böyledir çocuk. Kendi arasında ne kadar kötü olursa olsun, zor zamanda hep beraber olurlar. Ne kadar kavga edersen et, onları yüzüstü bırakamazsın. Onlar senin ailen."
Aile edebiyatı yapılmasından zerre hoşlanmam. Bir kulağımdan giren diğer kulağımdan çıkıyordu. Ayrıca adamın bu konuşması gittikçe canımı sıkmaya başladı.
" Sana ne lan! Anam mısın, babam mısın? Ayrıca merak etme, ben aileme çok güzel bakarım. Onlarla vakit geçirmemem, onları sevmediğim anlamına gelmez."
Neden bu adama cevap verme gereği duymuştum ki. Sonuçta o da diğer insanlar gibi değersizdi. Cevap vermeye bile değmezdi.
Bu konuşmam onu kırmış gibi duruyordu. İnsanları üzmekten asla pişmanlık duymadım. (ki zaten o bir hayal ürünüydü) Acı çekmesinden zevk almıştım galiba. Bu da benim kusurum. İnsanların acı çekmesinden hoşlanıyorum. Benim içim yanarken, onların gülmesi bana batıyor. Psikolojik bozukluk mu denir, yoksa başka bir şey mi bilmiyorum. Tek bildiğim şey, içimdeki şeytanın günahlarıyla boğuşuyorum.
submitted by itinbiri to u/itinbiri [link] [comments]


2020.05.21 18:52 ferreisawesome Çocuğu olmayan kısır kocam beni ev sahibine siktirdi

Adım Ayten, 32 yaşında, sarışın, mavi gözlü, 52 kiloda evli bir bayanım. Çekici bir kadın sayılırım, her dışarı çıkmamda kesinlikle erkekler tarafından iltifatlar alırım. Kocam bir kamu çalışanı ve benim ilk erkeğim. Bu zamana kadar kocam dışında ne biriyle çıkmışlığım nede cinsel ilişkim olmuştur. Sex konusunda bildiğim herşeyi kocamdan öğrendim. Halende fazla bir şey biliyorum diyemem. Kocam sexten çok fazla hoşlanan biri değil. Sexe başlar başlamaz hemen içime girer, en fazla 2 dakika sonra içime boşalır ve yan dönüp yatar. Sexte bu hareketten başka hiç bir hareketini görmedim şu ana kadar. Her defasında böyle oluyor. Böyle olunca da hiç zevk alamam. Evleneli 7 yıl olmasına rağmen çocuğumuz olmadı. Çocuk yapmayı sürekli deniyoruz ama birtürlü olmuyor. Doktora gittik, kocamdan kaynaklanıyormuş. Sebebi Sperm azlığı imiş ve aslında tedavi ile giderilebilirmiş. Ben bunu hiç sorun etmedim. Kocamı gerçekten çok severim. Bilmiyorum belki ilk ve tek erkeğim olmasından kaynaklanıyordur. Çünkü dediğim gibi ondan başka bir erkekle hiç ortamım olmadı. Ama kocam sürekli çocuk çocuk diye tutturuyordu. Bunun gerçekleşmesi için tedaviye gitmemiz gerektiğini konuşurduk sürekli. Ama bu tedaviye başlamak için kocamın ne fırsatı vardı ne de parası yetiyordu. Amım mahvolmuştu, yanıyordu, parçalanmıştı sankiDoktordan sonra bu konuşmalar günlerce sürdü. Böyle bayağı bir zaman geçti ve kocamın sex yapma isteği gittikçe azaldı. Daha sonraları ise, yatakta kocam sürekli başka erkeklerden, benim başka bir erkek ile sex yaparak hamile kalmam alternatifinden söz etmeye başladı. Neden bilmiyorum ama kocamla her sex yapışımızda ısrarla bunları konuşarak beni ikna etmeye çalışıyordu. Ama benim bunu nasıl yapacağımı düşünmüyordu. Zamanla başka bir erkekle sex yapmam konusunda baskıları iyiden iyiye arttı. Tamam sonuçta çocuk sahibi olacaktık, ama benim bir başkası ile sex yapmam düşüncesi kocamın daha çok hoşuna gidiyordu ve onu azdırıyordu. Kocam resmen beni bir başkasına siktirmek istiyordu ve bundan müthiş zevk alacaktı. Bunları ne zaman anlatsa hep konuyu kapatıyordum. Çünkü bunları dinlemesi bile beni ürpertiyordu. Neyse bu konu aylarca hep dolaşıp durdu yeniden açıldı. Artık bende sabır kalmamıştı. İstemiyordum. Gerçekten bu istediği şeyi yapmak istemiyordum. Ve kocamın bu konuda sorularına da cevap vermiyordum artık. Kocamla bir gece yatakta sex yaparken yine aynı konuyu açtı. Beni sırtüstü yatırmış hem amıma gidip geliyor hemde bizim ev sahibimiz Cemal beyi anlatıyordu. Ogün saunada onun yarağını görmüş ve şok olmuş. Bana, Cemal beyin kapkara, kalın ve uzun bir yarağı olduğunu, onu içime alamayacağımı, amımı yırtacağını söylüyordu. O anda kocamın bana gaz veriyor gibi hali vardı. Cemal beyle benim hakkımda konuştuklarını, çocuğumuzun olmayış sebebini falan anlatmış. Cemal beyin de liseye giden iki tane çocuğu var. Kocam bir akşam Cemal beyi eve getireceğini ve beni ona sunacağını falan anlatıyordu. Bende kesinlikle cevap vermiyordum, ne evet ne de hayır diyordum. Bir an önce sikmesini bitirip amımdan çıkmasını bekliyordum. 4 gün sonra kocam eve geldiğinde elinde bir şişe Rakı ve meze niyetine yanında bişeyler vardı. “Hayrola?” dediğimde “Bu akşam kafam esti gel beraber içelim.” dedi. Bense hayatta ağzıma içki sürmedim o güne kadar. Gecenin bayağı bir ilerleyen saatinde şişeyi birlikte yarılamıştk ve kafam iyice dönmeye başlamıştı. Kocamda öyle idi sanki. Bir ara benden kahve yapmamı istedi, kalkıp kahve yapmaya mutfağa gittim. Ben kahvelerimizi hazırlarken kapının zilini duydum. Kocam kapıyı açtı, gelen Cemal beydi. Ama aklımdan kocamın o akşamki anlattığı şeyler ile ilgili hiçbirşey geçmiyordu. Cemal bey ve kocam muhabbet etmeye başladılar. Bir şişe Rakı da Cemal bey getirmişti yanında. İkisi birlikte içmeye devam ettiler. İçki beni mahfetmişti.Ben kahveleri onlara bırakıp banyoya gittim. Sarhoş olmuştum, başım dönüyordu ve kusmak üzereydim. Vücudum ateş atıyordu. Elimi yüzümü yıkarken kocamın seslendiğini duydum, “Aytenciğim bakarmısın, mezemiz bitti.” dedi. Salona gittim, masada boşalanları alıp mutfağa götürdüm. Arkamdan kocam geldi belime sarılarak yanağımdan öptü. “Hazırmısın hayatım?” dedi. Bende “Neye hazırmıyım?” dedim. “Bu akşam Cemal bey boşuna gelmedi buraya.” dedi. Şok olmuştum. Kocamın suratına bir tokat atıp “Hayır istemiyorum!” deyip doğruca yatak odasına gittim. Üzerime geceliğimi giyip lambayı söndürdüm ve yatağa girdim. Yüzümü yastığa gömüp ağlamaya başladım. Bir müddet sonra kocam yatağa geldi ve beni okşamaya başladı. Daha doğrusu ben gelenin kocam olduğunu sanıyordum, kafamı biran için çevirdiğimde beni okşayanın Cemal bey olduğunu anladım. O an beni görmeliydiniz az kalsın bayılacaktım. Her yanım titriyordu. Yüzümü yeniden yastığa gömdüm. Cemal bey rahat olmamı söylüyor, sırtımı, omuzumu ve bacaklarımı okşuyordu. Kendime o an şaşırdım kaldım, elin adamına hiç birşey diyemedim. Elim ayağım birbirine dolaştı sanki, çenem tutuldu bir anda. Ama heryanım titriyordu. Altımdaki külodu çıkarmaya çalıştığında direndim ama adam külodumu yırtarak çıkardı. Eli popomda geziyordu. Boynumu öpüyor, kulaklarımı yalıyor, yataktan kalkıp kaçmamam için de bir eliyle sırtıma basıyordu. Beni yalaya yalaya popoma kadar geldi. Bacaklarımı açmamı istiyordu ama ben müsaade etmiyordum. Bayağı bir direndim ama en sonunda amıma dil atmaya başlayınca ani bir reflexle bacaklarımı biraz da olsa araladım. Aslında itiraf edeyim (kocam dahil) ilk defa bir erkek amımı yalıyordu ve dahası hoşuma gitmişti ve amımın yalanmasından büyük bir zevk alıyordum. Adam iştahla dilini sulanan amımın içinde gezdirirken, ben zevk alma ve utanç duyma çelişkisiyle yüzümü yastığa gömmüş, olacakları bekler gibiydim. Bütün bu olanlara nasıl izin verdim halen anlamış değilim. Cemal bey ne zaman soyundu onuda bilmiyorum, yüzükoyun yatıyordum. Fazla sürmedi Cemal bey üstüme uzanarak yarağıyla amıma baskı yapmaya başladı. O ana kadar yarağının boyutları hakkında bir fikrim yoktu. Ama beni domaltıp amıma sokmaya başladığında yarağının ne kadar kalın olduğunu hissettim. Sürekli iteklemesine rağmen kolay girmiyordu. Sadece yarağının kafası zar zor girebilmişti. Bacaklarımı ayırmıştım ama hala kendimi kastığımdan ve direndiğimden birtürlü tam olarak sokamıyordu. Bir ara durakladığında sokmaktan vazgeçtiğini düşündüm ve kendimi serbest bıraktım. O bunu bekliyormuş, aniden amıma yüklendiğinde içimin yırtıldığını sandım. Yarağının yarısından fazlası içime girmiş ve Cemal bey halen dışarıda kalan kısmını da amıma sokmaya çalışıyordu. Acıdan avazım çıktığı kadar bağırıyordum ki Cemal bey eliyle ağzımı kapattı. Hayatımda böyle bir acıyı daha önce hiç yaşamamıştım. O kocaman yarak amımın derinliklerine kadar girip, orada biryerlere çarptığında acıdan ölüyorum sanıyordum. Cemal bey yarağını amımdan çıkarmadan beni sırtüstü çevirdi. O şekilde amıma sokup çıkarmaya devam etti. Çok sert ve hızlı sikmesine rağmen adam boşalmak bilmiyordu. Oysa kocam olsaydı şimdiye çoktan boşalırdı. Ben canımın acısıyla bunları düşünürken yatakodası birden aydınlandı. Kocam gelmiş ve ışıkları açmıştı. O anda kendimden utandım. Cemal bey hala bağırmayayım diye eliyle ağzımı kapatıyordu. Kocam Cemal beyin elini ağzımdan çekti ve dudaklarımdan öpmeye başladı. O an kendimi tutamadım ve ağlamaya başladım. Cemal beyin amıma her kökleyişinde çığlık atıyordum. Amım müthiş ağrımaya başlamıştı ve sanki iyice genişlemişti. Kocama “Ne olursun yeter artık, çok acıyor.” dememe rağmen, kocam “Az kaldı dayan, sıkma kendini, bitiyor…” diyordu. Bu esnada Cemal bey sürekli pompalıyordu. Bir ara yorulduğundan olsa gerek yarağını amımdan çıkarak sol bacağımı omuzuna alıp tekrar amıma sokmaya başladı. Sağ bacağımın üstüne oturmuş sol bacağımı omuzuna almıştı. O anda yarağını ilk defa doğru dürüst gördüm. Yarağı kapkaraydı gerçekten. Çok vahşi görünüyordu. Kocamınki yanında kürdan kalırdı. Neden bilmiyorum yarağının her yanı beyaz bir sıvıyla kaplanmıştı ve ışıkta parlıyordu. Yarağının damarları çıkmış patlayacak gibiydi. Cemal bey o pozisyonda içime girdiğinde hepten mahfoldum. Köküne kadar amıma sokuyordu. Taşaklarının bile amıma çarptığını hissediyordum artık. O halde hem sikiyor hemde göğüslerimi okşuyordu. Kocam da dudaklarımı ve yanaklarımı öpüyor “Az kaldı, bitiyor bitiyor…” deyip duruyordu. Valla ne yalan söylim, yarım saatten fazla sikti Cemal bey beni o pozisyonda. Sonunda Cemal bey gelmek üzere olduğunu söylediğinde kocam omuzumdan aşağı bastıryordu. Çünkü iyice hızlanmıştı ve çok daha sert sikiyordu ve ben adamın altından kaçmak için çabalıyordum resmen. Amım mahvolmuştu, yanıyordu, parçalanmıştı sanki. Hem ağlıyor hem de bağırmaya çalışıyordum. Ama bu kez kocam ağzımı sıkıca kapatmıştı. Burun deliklerim kocaman olmuştu resmen zor nefes alıyordum. Fazla sürmedi Cemal bey içime patladı, ama ne patlama bitmek bilmiyordu. O an öyle bir oldumki anlatamam. İçimde tuhaf birşeylerin gezindiğini hissedebiliyordum. Amımın içinde öylesine bir yanma başladı ki anlatamam. Kocam içime boşaldığında hiç böyle olmazdı. Cemal bey az sonra amımdan yarağını çıkarttığında resmen bir boşluk hissettim içimde. Rahatlamıştım. Ama içim hem yanıyor hemde amım müthiş ağrıyordu. Elim ister istemez amıma gitti. Vıcık vıcık olmuştum. Sanki amım ateş atıyordu. Ve kocaman olduğunu hissediyordum. Bir süre ağrının dinmesi için amımı ovdum durdum. Elimi amımdan çektiğimde şok oldum. Avucum kan ve spermle doluydu. Kocam da korktu o an. Cemal bey ise çok rahat bir şekilde “Birşey yok. Sadece amı çok dardı, zorlayınca yırtıldı, bir süre sonra birşey kalmaz geçer.” dedi. Ben ağlamayı sürdürüyordum ve kocam beni dindirmeye çalışıyordu. Cemal bey kalkıp duş almaya banyoya gidince kocamla yalnız kalmıştık. Ben yan yatmış dizlerimi kendime çekmiş bir halde yatıyordum. Kocamsa sürekli beni öpüp okşuyordu. Bu arada “Oldu bak, geçti bitti.” gibi laflar ediyor, beni çok sevdiğini falan söylüyordu. Bense acıdan onun söylediklerini yarım yamalak duyuyordum. Dakikalarca içimden birşeylerin aktığını hissettim. O şekilde uykuya dalmışım. Uyandığımda yatakta kocamla birlikte yatıyorduk. Cemal bey yoktu. Kalkmak istedim ama zorla kalkabildim. Kaltığımda ise yatağın aşırı bir derecede kanla ve spermle batmış olduğunu gördüm. O an kendimi direkt banyoya attım. Uzunca bir duş aldım. Amımı temizledim. İster inanın ister inanmayın dün gecenin kalıntılarını duş yaparken akıttım. İçimde halen Cemal beyin spermleri vardı. Duş alıp kahvaltı hazırlamaya başladım, etrafı ve akşamdan kalan masayı toparladım. Bu arada kocam da kalkmıştı ve direkt yanıma geldi bana sarıldı ve öpmeye başladı. Çok sulu gözlüyümdür. Ben yine ağlamaya başladım. Her zamanki gibi, beni çok sevdiğini, asla pişman olmamam gerektiğini falan sayıklamaya başladı. Hiç bir şey diyemedim ona. Bende ona sarıldım. Kahvaltıdan sonra beni alıp yatak odamıza götürdü. Birlikte kanlı ve spermli çarşafı değiştirdikten sonra yatağa uzandık ve sevişmeye başladık. Amım dün gece Cemal beyin o iri yarağından dolayı iyice açılmış ve bollaşmış olmasına rağmen kocamın siki girdiğinde bile içim acıyordu. Neyse ki kocamın sikmesi herzamanki gibi çabuk bitti ve hemen boşaldı içime. Ama anlayamadığım şey, dün gece Cemal beyin spermleri içimi neden yakmıştı. Yatakta bir süre bu konuyu konuştuk kocamla. Gerçi hep o konuştu, ben sadece kafamı sallayarak onay verdim, evet ya da hayır anlamında. Aradan bir kaç gün geçmesine rağmen hep gözümün önünde kaldı bu olay. Babam yaşında bir adamla nasıl sikiştiğimi halen anlamış değilim. Yaklaşık bir hafta sonra eşim eve geldiğinde bana “Cemal bey bu akşam yine gelecek.” dedi. “Bu akşam neden geliyor?” dediğimde, “Hem seni özlemiş hemde seni hamile bırakma işini sağlama almak istiyormuş.” dedi. O akşam Cemal bey belki iki saat boyunca sikti beni. 3 defa boşaldı içime. İlk boşaldığında sanki spermler içime yapışıp kaldı. Bu sefer banyoya gidip amımı temizlediğimde hiç birşey akmadı içimden. Kısacası Cemal bey beni sikmek için her hafta gelmeye başladı artık. Cemal beyle karı koca gibi olmuştuk nerdeyse. Yaklaşık 2 ay sonra Hamile olduğumu öğrendim. Kocam ve ben buna çok sevindik. İçimde buruk bir sevinç vardı. Doğacak çocuk belki kocamdan değildi ama benim bir parçam olduğu kesindi. Onun için ben çok rahattım. Kocam da bunu kabullenmişti zaten. Cemal bey hamileliğimin 5. ayına kadar beni sürekli sikti. Bazen kocam varken, bazen de evde ben tekken. Ama bir defa olsun onu ne öptüm, ne de güzel bir söz söyledim. Ne de beni rahatça sikmesi için ona yardımcı oldum. Kesinlikle ondan iğreniyordum. Bu gerçekten böyle idi benim için. Ama doğacak çocuğum için sevinçliydim. Doğum zamanı yaklaştığında hastaneye yattım. Sezeryanla çocuğumu dünyaya getirdim. 3 gün hastanede kaldım, oradan doğru eve. Bir haftada kendimi zor toparladım. Cemal bey bize sürekli gelip gidiyordu artık. Yeni doğum yaptığım için bir isteğim, bir ihtiyacım olup olmadığını sorup giderdi. Aradan 3 ay kadar geçmişti, evde yalnızdım ve çocukla ilgileniyordum. Yine Cemal bey gelmişti. Çocuk için oyuncaklar, yiyecek ve giyecek birşeyler almış. Çocukla oynuyordu. Ona bir kahve ikram ettim. Sonra bana birşey söylemek için yanına çağırdı. Bende gittim. Beni çok özlediğini söyleyerek öpmeye başladı. Tekrar eskiye döndüğümüzü hissediyordum. Her nekadar karşı koysamda beni tutup yatakodasına götürdü ve sikmeye başladı. Yine birkaç kez boşaldı içime. Hayatımda ilk defa ağzıma boşalan erkek de Cemal bey oldu. Yarağını zorla ağzıma verip yalamamı söyledi. Bir anda ne olduğunu anlamama bile fırsat vermeden ağzımın içine boşalmaya başladı. Arkadan kafama bastırdığından böğüre böğüre yuttum bayağı bir kısmını. Boşalması bitince kendimi banyoya zor attım. Ben banyodayken o giyinip “Hoşçakal.” dedi ve gitti. Bunu kocama söylemedim. Haftalar sonra 2. çocuğa hamile olduğumu öğrendim. Ve şuanda bunları yazarken karnımdaki ile birlikte yazıyorum. Kocam biliyor tabi bu 2. çocuğun da Cemal beyden olduğunu. Resmen 2 kocam vardı artık. Kurtuluşum yoktu hiç. Haftada bir kocamın, haftada bir de Cemal beyin karısı oluyordum. Şu anda Hamile olduğum için fazla birşey yapamıyorlar ama doğurduktan sonrasını düşünmek bile istemiyorum. İşte arkadaşlar, benim başımdan geçenler bunlar. Hakkımda ne düşünürsünüz bilemem. Ama ben kendimden iğrenmiyorum. Kocam ve çocuk için herşeyi yaparım. Dünyaya getirdiğim o canlıyı görünce herşeyi unutuyorum…
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.04.19 22:52 yagizs 12. Sınıfın başıydı. Yaz ayıydı. Sınav senesi diye Yaz kursu başlatmişti okul. Tarih dersiydi. Yanaklarım sıraya deyecek şekilde oturuyordum. Hoca gelince kafamı kaldırdım. Bir anda burnum kanamaya başladı. Ama görseniz oluk oluk akıyor. 1 bardak akmiştir. Önce ellerimle kapatmaya çalıştım. Ellerim

Kan oldu. En ön siradaydim. Sonra hoca gördü. İyi misin tuvalete git dedi. O da gördü. Herkes ne oldu demeye başladı. O arka sıralarda oturuyordu. O görmesin diye hızlı bir şekilde sınıftan çıkmaya çalıştım. Ama o da gördü. Tuvalette heryeri temizledim. Kan durdu. Sınıfa gittim. Yerime oturdum. Ders devam ediyordu. Hoca O na soru sordu. O da cevap vermesi gerekirken düzgün konuşamadı. Kusura bakmayın aklım az önceki olayda kaldı dedi. O kadar mutlu oldum ki bunu duyunca. Yani benim için endişeleniyor olması çok mutlu etti. Beni düşünmesi. Benim için üzülmesi.
Keşke şöyle bir an yaşasaydık. Karşılıklı otursaydik. Birbirimizin bilmediğimiz yönlerini konuşsaydik. Ben onun elini tutsaydim. Keşke 1 defa tutabilseydim. Keşke bizim de bir hikayemiz olsaydı. İsimlerimizi değiştirip kitabını yazardım. İsmi de mutlu hayatlar falan olurdu. Hayatbos falan olmazdi eminim :D. Çocuklarımıza anlatirdik. O kedileri çok sever. Bir tane kedimiz olurdu. Sarı kedi. Saçları gibi sarı. Biz her kavga ettiğimizde muhtemelen ben gülüyor olurdum. O söylenirdi. Ben de akşam işten dönüşte ona çiçek alırdım. Keşke hangi çiçeği sevdiğini bilseydim. Birlikte yürüyüşe çıkardık. Onunlayken zaman çok gizli geçerdi. Keske doğum günümde ondan hediye olarak elini tutma izini isteseydim. Muhtemelen dayanamayıp ağlardım. Belki acırdı baba. Belki bir şansımiz olurdu. Neyse iyi geceler. Umarım yaratıcı rüyamda benimle konuşur. Onun sesini duymak iyi gelirdi
submitted by yagizs to hayatbos [link] [comments]


2020.03.28 22:46 yagizs Sevecek kimsem yok. Onunla yaşadığım şeyleri kimseyle yaşamadım. Onun nasıl kötü birisi olduğunu biliyorum. Yani bana kötü davrandığı anları hatırlıyorum. Aklımdan çıkmıyor. Ama bazen masum anları da olurdu. Ben ayağının altında dolaşmadığım zaman, onu kıskanmadığım zaman , onu özlemedigim zaman ...

Zaman iyi bir insan olurdu. Kedileri çok severdi. Bazen çok merhametliydi. Bazen de çok zalimdi. Ama genelde herkese merhametliydi. Bana biraz zalim di. Ya da ben ona aşık olduğum için zalimmiş gibi geliyor. Öyle bir gülüşü vardı ki anlatamam. Görmeniz gerekir. Ulan Allah kahretsin beni de herkesi de. Evlenirdik. Küçük tatlı onun gibi çok güzel bir kızımız olurdu. Ben onlar için yaşardım bu hayatı. Onlar için tırnaklarımı gecirirdim dünyaya. Hiç elini tutmadım. 1 an. 1 yıl içerisinde sadece 1 an çok yaklaştım. 1 kere tutsam bırakmayacaktım. Eminim ki 1 kere sevgimi tatsa o da bırakmayacaktı. Tutamadım. Cesaret edemedim. 5 Nisan doğum günü. Her yıl iyi ki doğdun yazarım Instagram dan. Bu sene yazmak istemiyorum. Ama o güne yaklaştıkça o daha da aklıma geliyor. Ölsem üzülür mü acaba. Hep şey hayal ederim. Yani nerdeyse her gün ederim. 1 gün o bir kaza geçirmiş. Hastaneye kaldırmışlar. Ben de sırf onun için İzmir den İstanbul'a giderim. Onu görürüm. Çiçek bırakırım. Aglarim. Sonra sessizce giderim. Sonra o uyanıp iyileşince ziyaretçi listesinde ismimi görür. Sonra da sonsuza kadar mutlu yaşarız. Mesela şey yaparız sahile gideriz o ben ve küçük kızımız bank ta oturup dondurma yeriz. Küçük kızımızın elinde uçan balon var. Dondurmasını burnuna bulastirmiş. Annesi de, peceteyle onun burnunu siliyor. Küçük kızımız gülüyor. Sevgilim , hayat arkadaşım, eşim, hanımım, cennetim , herşeyim de gülüyor. Ben de gülüyorum. Sonra eve gidiyoruz küçük kızımız uyumuş onu yatağına götürüyorum üstünü değiştiriyorum sonra da üstünü örtüyorum. Sonra duş alıp yatağa gidiyorum. Eşim de yatağa girmiş beni bekliyor. Saçından öpüyorum. Sarılarak uyuyoruz. Tabi ben uyumadan önce onun gözlerini kapatmasını bekliyorum. Dünyadaki her saniyem onun gözlerini izleyerek geçsin istiyorum.
Hayat zor. Uykum geldi rüyamda onu görmek istiyorum. Onun elini tutmak istiyorum. Onun için ağladığımı bilmesini istiyorum. Sonra rüyam da azıcık da olsa onun beni sevdiğini görmek istiyorum. İyi geceler
submitted by yagizs to KGBTR [link] [comments]


2020.03.15 19:12 SametAmaJesus Annemle ders dışında hiçbirşey konuşmuyoruz saat 9'a kadar derslerimi bi şekilde istemeden de olsa yapıyorum bazen yapmıyorum ve babam sadece haftasonu geliyor bazen annemin en az beni sevdiğini düşünüyorum ve sorunlarımdan kurtulmak için telefon pc oynuyorum ve benim bağımlı olduğunu düşünüyor

Tavsiye iyi olurdu
submitted by SametAmaJesus to sorbana [link] [comments]


2020.01.19 09:01 enjonkou 1 beni sevdiğini göstereceksin

1 beni sevdiğini göstereceksin
2 benimle fotoğraflar atacaksın
3 snapler atacaksın
4 ismim geri eski haline gelecek
5 aşkım kelimesini sürekli kullanacaksın
6 instagram profilinde tarihimiz olacak
7 whatsap profilinde tarihimiz olacak
8 sorularıma oflamadan puflamadan cevap verecksin
9 çok sinirlenmedikçe küfür etmiceksin
10 hergün akşam güzel iyü geceler mesajı atacaksın sabah günaydın mesajları atacaksın
11 gece ben uyduğumda sabah görmem için mesajlar atacaksın
12 profilinde ki yavşak gereksiz kuzları sileceksin
13 telefonuna istediğiö zaman bakabilcem
14 kim olursa olsun birinci dereceden akraban dışında eve kız girmicek sadece erkek arkadaşıyla gelirse giyebilir
15 ben ve annen dışında hiç bi kıza ağzından canım kelimesi dahi çıkmicak duyuruyom konuşurkne sultana eşeye diyorsun denmicek!
16 beni sevdiğüni hissetirecksin
17 regl günlerimde alttan alıp beni ilgiye boğacaksın
18 en kısa zamanda bir evlilik teklifi bekliyorum istanbuldaki sayılmaz
19 kendine çeki düzen verecksin yemene içmene dikkat edeceksin
20 iyi bi eş iyi bi baba olacağını herkese gösterceksin
sorumluluk almayı öğrenceksin.
submitted by enjonkou to kopyamakarna [link] [comments]


2020.01.18 08:12 SizinMuzik Demet Akalın ft Haktan - Yekten

Demet Akalın ft Haktan - Yekten

Demet Akalın ft Haktan - Yekten düet şarkı indir

\"Yekten şarkı sözleri\":
Issız bir adada tek başına
Kalmak gibi seninle birlikte olmak
Bi yolun sonuna çok inanıpta
Yolda kalmak gibi seninle solmak
Adını bile unutsam keşke
Tüm anılarım senle gitse
Canımı bile alırsın iste
Tüm acılarım böyle bitse
Beni bana yekten
Kırdıran hayatın
Nedenini bilsem
Ne fark eder ki?
Oluruna bir sen
Bi ben inanırım
Yeni yola dönsem
Ne fark eder ki?
Bana iyi gelecek mi?
Bilsem neden gittiğini?
İçim soğur mu dersin?
Haber alsam başkasını sevdiğini
submitted by SizinMuzik to u/SizinMuzik [link] [comments]


2019.11.17 13:31 yitalp çok sevdiğim birinin beni sevdiğini söyleyip benim bunu hissetmemem çok kötü bişiymiş 2 gündür uyurken zorlanıyorum

submitted by yitalp to u/yitalp [link] [comments]


2019.11.06 13:22 emre1029 Bir aşık çocun Hikayesi

*+:Cocuk - :Kız +Merhaba -Merhaba +Çıktığın kişi var mı? -Hayır +Sana bir şey diyebilir miyim? -Evet, seni dinliyorum +Senden hoşlanıyorum -Nerden bileyim beni sevdiğini? +Aşığım sana -Ben aşık değilim (Cocuk ağlar) +Tamam benden sana mutluluklar (Cocuk arkasını dönüp giderken, kız Cocun boynuna sarılır.. ) (.. Ve Cocuk mutluluğa kavuşmuştur, iyi aşklar)
submitted by emre1029 to kopyamakarna [link] [comments]